Bu yeni sanat biçiminin asıl büyüsünün ve böylelikle doğuşunun da, tamamen estetikdışı bir gereksinimin doyurulmasından, kendinde insanın iyimser ululanışından, ilk-insanın, doğası gereği iyi ve sanatsal insan olarak kavranışından kaynaklandığını görmüş olmamız yeterlidir: operanın bu ilkesi yavaş yavaş, günümüzün sosyalist hareketleri karşısında artık duymazlık edemeyeceğimiz tehditkar ve korkunç bir talebe dönüşmüştür. "İyi ilk-insan" hakkını istemektedir: nasıl da cennetsi manzaralar!
Buna göre müzik, dünyanın anlatımı olarak görüldüğünde, üst derecede genel bir dildir; hatta bu dilin kavramların genelliğiyle ilişkisi, hemen hemen kavramların nesnelerle ilişkisi kadardır.
Sanatçı, hakikatın örtüsünün kaldırılışı sırasında, büyülenmiş gözlerle yalnızca, örtünün kaldırılışından sonra da hâlâ örtü olarak kalana bakar; kuramcı insan ise yalnızca örtünün fırlatılıp atılmasından haz duyar ve tatmin olur ve en büyük haz alma hedefi, hep başarılmış, kendi gücüyle başarılmış bir örtüyü atma sürecidir.