“Amcasına göre insanların hepsi günahkardı ama kadınlar iyice cehennemlikti. Bu dünyaya kadın olarak gelmek, cezalandırılmak için yeterliydi. Kadın şeytandı, pisti, tehlikeliydi, Havva anamız gibi, adamların başını derde sokardı; karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmemek gerekirdi; çünkü onlar, insan soyunun yüz karasıydı.”
Amin Maalouf’un ‘Semerkant’ adlı romanını okuyup paylaştıktan sonra mutlaka okumam tavsiye edilen bir kitaptı: Fedailerin Kalesi Alamut…
Bu roman ile ‘Semerkant’ romanındaki konular, olaylar, mekanlar, şahıslar birbirini tamamlar nitelikte…
Bu kitabı okuyunca insanların belli duygu, düşünce, algı ve argümanlarla oluşturulan ideolojiler yoluyla; hayatın gerçeklerinden uzak, bağnaz, akıl ve vicdandan yoksun bırakılabildiklerini görmek mümkün…
Hasan Sabbah’ın Alamut Kalesi’nde oluşturduğu, Deylem hükümdarlarından kalan bahçelerdeki sözde cennetinde yaşayan özel haremi ile yetiştirdiği özel fedailerinin kale ve eğitim hayatının kurgulandığı roman okuyucuda derin etkiler bırakıyor…
Gerçekten zeki, akıllı, eleştirel düşünebilen ve sorgulama becerisine sahip insanların bile; dini, kültürel tutum ve inançlarla, tabi en etkileyicisi olan uyuşturucu madde vasıtasıyla, nasıl kandırıldıklarına şahit olmak şaşırtıyor insanı…