Açı doyurduğumda,
hakareti affettiğimde,
düşmanımı sevdiğimde…
Bunlar güzel erdemler.
Fakat ya dilencilerin en fakirinin, suçluların en gaddarının da kendi içimde olduğunu fark edersem?
Ya şefkatime en muhtaç kişinin, sevilmeye en muhtaç düşmanımın kendim olduğunu fark edersem?
O zaman ne olacak?
Ninna Ninna, The Sopranos
youtu.be/-cwKLB_VQQo
Ey kış, elmas gibi sert kapılarını kapat
Kuzey senin; orada o karanlık ve derin
Yerde kurdun yuvanı. Çatılarını sarsma
Demirden araban eğmesin evinin direklerini
İşitmiyor bile beni, dipsiz uçurumlarda
Geziniyor son hızla, zincirlerinden boşanmış
Çelik zırhlı fırtınaları, cesaretim yok başımı kaldırmaya
Çünkü dünyanın üzerinde sallıyor asasını
Bak işte, inleyen kayaların üzerinde geziniyor
Derisi güçlü kemiklerine yapışmış o canavar
Sessizlikte titretiyor her şeyi, ellerinin altında
Giysilerinden sıyrılıyor yeryüzü, donuyor kırılgan hayat.
Alıyor yalıyarda yerini gemici
Haykırıyor boşuna. Zavallı küçük! Fırtınalarda
Başı dertte, derken gökyüzü güler yeniden
Hekla dağının mağalarına kaçar uluyarak.
youtube.com/watch?v=ShsSqtd...
Pozitivist, manevi bilim, fenomenolji, egzistansiyalist, morfoloji, sosyoloji ve istatistik gibi konu başlıklı yöntem çeşitlerinin alt başlıkları ile edebiyat eğitimi, öğretimi ve sosyal bilimlerden sayılması gereken, belki de onların en genci olan yeni bir alan: Edebiyat bilimini, bu minval üzerine yazan büyük abilerin yöntem ve metodolojilerinden de faydalanarak ortaya koyulmuş bir eser. Bana pek çok noktada faydasının dokunduğunu düşünüyorum, hatta kitabın temininin güç olacağı düşüncesinden sizler için bir kaç alıntıyı buraya bıraktım ama, sizin de pek okumadığınız gibi bende de buraya yazmaya mecal yok, bulan okusun.
Marx, polemik bir biçimde sözde özneye bağlı gerçek araştırması hakkında, yani esere bağlı olarak cereyan eden edebiyat bilimi hakkında şunları yazar: "Tıpkı öznenin hakkını çiğnediğiniz gibi nesnenin de hakkını çiğniyorsunuz. Gerçekleri soyut olarak kavrıyorsunuz ve düşünceyi, gerçekleri kuru kuruya kaydedenin kovuşturma hakimi durumuna getiriyorsunuz." İncelemeci, özneyi geçerli, nesneyi de geçerli ve kendine yararlı hale getirmelidir. Araştırmacı, hem kendisinin tarihi-toplumsal yerini, hem de eserin tarihi-toplumsal yerini dikkate almalıdır. Ancak tarihi ve toplumsal olanın birbirine bağlanması, ölü bir objektiviteyi aşabilir. Böylece aktualite ve pratik bağımlılık mümkün olabilir; bilim, birbiriyle ilişki içindeki kolektif bir hayata girebilir. "Hayatın akışında bilime kendi içinde bir maksat verilme sınırlılığı söz konusudur."