Yeryüzünde tek insanım ve belki topraksız, insansız bir Tanrı beni kandırıyor olmalı.
Belki bir Tanrı beni zamana mahkûm etti, bu uzun hayal.
Ayı düşlüyorum ve bir ay gören gözlerimi düşlüyorum.
Düşledim ilk günün ikindisini, sabahımı.
Kartaca'yı ve Kartaca'yı yakıp yıkan orduları düşledim.
Lucano'yu düşledim.
Golgota tepelerini ve yollarkavşağı Roma'yı Geometriyi düşledim.
Noktayı, çizgiyi, düzlemi, hacmi düşledim.
Düşledim sarıyı, maviyi ve kırmızıyı.
Düşledim hastalıklı çocukluğumu.
Düşledim haritaları, krallıkları ve de tan yerindeki o acıyı.
Algılanamaz acıyı düşledim.
Kılıcımı düşledim.
Düşledim Bohemyalı Elisabeth'i.
Kuşkuyu düşledim ve de kesin olanı.
Düşledim dünkü günü.
Belki dünüm olmadı, belki doğmadım bile,
Belki düş gördügümü düşünüyorum.
Biraz üşüdüğümü, bir parça korktuğumu duyumsuyorum.
Tuna'nın üstüne gece çökmüş, Descartes'ı ve atalarının inancını düşleyeceğim hep.
Benim ağzımdan adaletin görmezden geldiği insanlar konuşuyor,
garibanlar, paryalar, batıklar, sakatlar, özürlüler, yalnızlar, ezilenler,
düşçüler, kararsızlar, duygulular, umutsuzlar,
çocuksu sorumsuzlar,
temiz yürekliler, deliler ve umutsuzlar.
Ve çiçekler konuşuyor benim ağzımdan,
ayaklar altında ezilen ve senin
o kadar sevdiğin çiçekler,
o sonsuz açlığında yediğin
erimiş mumlar konuşuyor,
senin işinde kullandığın araçlar, tavanarasındaki bin bir eşya,
ne kadar az biliniyorlarsa,
o kadar çok konuşmak istiyorlar.
sakin, tutucu ve huzurlu bir hayattan
fırlatılırız birdenbire dünyaya
yüz binlerce dalga çalkalar
her şey tahrik eder bizi,
bazısı hoşumuza gider, bazısı keyfimizi kaçırır
uymaz bir saatimiz bir saatimize
gider geliriz huzursuz duygular arasında,
hissederiz ve hissettiğimiz şeyler
alır götürür
dünyanın renkli kargaşasını.
Siyaset alanının sonsuzca daraldığı gözlemlenen günümüzden bakmak, “siyasetin imkansızlığı”nı ortaya koymak için esaslı bir yoldur ama zaten kaybedilmiş olan bir savaşın galibini yeniden taçlandırmanın binbir yolundan biri olarak kalacaktır yalnızca.