Bazen bir insanın sadece varlığını seversin. Onun var olması sana mutluluk verir. Etrafa yaydığı enerji mi desem aura mı desem nasıl tarif edilir bilemedim.Dış görünüşü, kariyerindeki başarısı, saygınlığı, kültür seviyesi. Bunların hepsinin anlamını yitirdiği o nokta. Çok enteresan bir şey. Bir insanın var olması nasıl mutluluk verebilir ki birine? Bunun adı aşk mı saplantı mı?
Ağırlaşmış ve bitkin kalbimi
Sökebilir miyim yerinden
Ama tutamıyorum ki onu ellerimle
Mıh gibi saplanmış bedenime
O kadar ağırlaşmış ki
Yerinden kıpırdatamıyorum
Cılız ve yorgun çığlıklarını
İstesem de duyamıyorum
Onu serbest bırakmak
Çektiği acılara bir son vermek istiyorum
Dağlara, denizlere bırakmak geliyor içimden
Doğanın o büyülü kollarında
Acı çekmeden, tüy gibi hafifçe
Hayat bulur belki yeniden
Varlığını sezdiği ve peşinden koştuğu, ama tutamadığı şey, şiirin zapt edilmez ruhuydu. Sıcacık bir parlaklıktı ona göre, peşinden koşturan ama hep erişebileceği noktanın ötesinde kalan ılık bir buğuydu.
Kim kaldı eski sevenlerden
Yarana merhem olup sarmalayan
Gözlerinde can bulan
Tek bir nefesiyle çiçek açtıran
O sevenlerden
Kimler kaldı
İçine tek kuşku düşürmeyen
Kaybetmenin o derin sızısını
Kalbine salmaya içi el vermeyen
Bir kere bile çehrene gözyaşı dökmeyen
O eski sevenlerden
Kimler kaldı ?
Bu kadar mı çabuk tükettik biz
İçimizdeki sevgiyi
Hangi ara korkar olduk sevmekten sevilmekten
Kimler kaldı korkmadan sevenlerden
Biz ne zaman yaradılışımızın özüne yabancı olduk?
.
.
.
.
.
.
.
.
İrem