Prof. Nurullah Genç'in bir solukta okunan kah ağlatan kah güldüren ama her seferinde düşündüren, ibretlik, şiir gibi hayat hikayesi. Sibirya'da Ruslara esir düşen dedesiyle başlayıp, Erzurum dağlarında babasının kendisini okutmak için sırtında taşıdığı zorlu yolculuklar, un çuvallarının üzerinde sabahlayıp çalışarak elde ettiği birincilikler, okul yılları, iş hayatı, seyahatleri... Teyzesi, halası ve muhteşem babası.. Şiirlerinin hikayeleri..
İşletme profesörü, şair, yazar Nurullah Genç'in omuzlarındaki dünyada onunla birlikte seyahat edecek, Horasan'dan Kars'a, Niğde'ye, İstanbul'a gidecek, tren garlarında sabahlayacak, mahalle çocukları tarafından dövülecek, Yağmur şiirini yazmak için eve kapanacak, iliklerinize kadar üşüyecek, heyecanlanacak, yemek yemeyi unuttuğunuzu bile unutup uykuya dalacaksınız. Velhasılı kelam bu kitabın liseden itibaren herkese söyleyeceği çok şey var.
Babam rahmetli zaman zaman "dünya bir çorbalık dünyadır" derdi. Kime misafir olursa olsun yemek sorduklarında " bir çorba varsa yeter" diye karşılık verirdi.
Bir çorbalık ömür sürmüştü, öyle de göçmüştü Seyfullah amca. Bir rüyayla hayal etti. O, köy odasında kuş uçmaz kervan geçmez bir köyde yeşertti umutlarını.Kaşları buz tuta tuta evladını dualarla şiirlerle sırtında taşıdı okusun diye. Bir çocuktan ilim irfan sahibi bir adam yetiştirdi. Ne duasını eksik etti, ne teslimiyetinden ödün verdi. Kimlerin yüreğine dokunmuştu. Kimlerin duası vardı üzerinde belki hala meçhul. Ama bildiğim bir şey var ki bu hikayenin kahramanı Seyfullah amca. Keşke bende dizinin dibinde okuduğu Niyazi Misri divanını dinleyenlerden olabilseydim.Ne desem, nasıl anlatsam az gelecek ama bu kitaptan sonra dualarımda koca yürekli bir adam daha yer aldı. Pinaduz'da başlayan o küçük hikaye şimdi binlerce insanın hikayesi