Bu kitap için 600'ün üzerinde inceleme olması ancak Alışkanlıkların Gücü kitabına bu kadar ilgi olmaması dikkatimi çekti. Yazım dili mi, içerik kalitesi mi, güncelliği mi yoksa pazarlama ekibinin başarısı mı bilemiyorum. Alışkanlıkların Gücü 2012 yılında yayınlanmış bir kitap ve Atomic Habits kitabına da temel oluşturmakta aslında. Bkz. #77766663
Yazarın kitabın sonunda da belirttiği konuya ben incelememin girişinde değineyim, insanlar mantıkla değil duygularıyla hareket etme eğilimindeler. Bu da işleri bizim için biraz daha karmaşıklaştırıyor. Hızlı ve Yavaş Düşünme kitabında da bu konudan bahsediliyordu. Bkz. #123814055
Yararlı alışkanlıklar bizleri ileriye götürürken zararlı alışkanlıklarsa bizleri aşağıya çekmekte. Ancak bu yararlı alışkanlıkları nasıl edineceğiz veya bu zararlı alışkanlıklardan nasıl kaçınacağız? Yazar, faydalanabileceğimiz bazı teknikler paylaşmış ve parça parça kendi hikayesinden de bahsederek aslında bu kitabın temelini kendi deneyimlerinin oluşturduğuna bizleri ikna etmeye çalışıyor. Tekniklerin temeli Alışkanlıkların Gücü kitabına dayandığı için tekrar aynı şeyleri okuduğunuz hissine kapılabilirsiniz. İki kitabı arka arkaya okumak gibi bir hata yapmamanızı tavsiye ederim. Zaten iki kitap da kendi içerisinde yeterli tekrara sahip.
Tekniklerin yanında bu teknikleri oluştururken yaptığı gözlemleri de paylaşan yazar bazı konularda çok başarılı işler çıkarmış. Kazanmaya çalıştığımız bazı alışkanlıkların bir süre sonra yarıda kalmasının birçok sebebi kitapta yer almakta. Çoğu zaman Türk gibi başlayıp birkaç ay sonra bırakıyoruz. Her gün her gün aynı alışkanlığı gerçekleştirmek bir yerden sonra can sıkıcı olmaya başlıyor ve her zaman öyle bir an geliyor ki "bugün yapmasam ne olacak sanki" ile o zamana kadar kat edilen yolu ufak bir can
İnsanın kendi sınıfından bağımsız özel bir hayatı var mıdır? Toplumun orta yerinde bir Robinson gibi tek başına bir adada yaşamak mümkün mü?
Kuşkusuz ki değil! Egemen sınıfın politikası sana da vuruyor.
Ailesi ile sürekli sorunlar yaşayan ve bir yere ait olma isteği duyan iki farklı karakterin hayatlarından kaçışı ile büyülü bir bölgede kesişen hikayelerini okuyoruz.
Hugh babası olmayan ve annesinin sorunları yüzünden sürekli taşınmak zorunda kalmış bir genç. Son taşındıkları şehirde alışveriş yapmaya gittiği markette kasiyer olarak çalışmaya başlıyor. Evde yalnız kalmaya dayanamayan bir annesi var ve bu yüzden iş çıkışları bir an önce eve gitmeye çalışıyor. Bir gün annesi evde yokken, evde yaşadığı kötü bir an sonucu kendisini dışarıya atıyor ve kendisini şehrin hiç bilmediği bir bölümünde, ormanın içinde buluyor. Bulunduğu yer ona o kadar rahatlatıcı ve huzur verici geliyor ki sanırsınız İstanbul'da yeşil alan bulmuş, öyle bir mutluluk. Saatlerce kendi halinde oyalandıktan sonra eve dönen Hugh saate baktığında 2 saat civarı oyalanmış olduğunu görüyor. Fark ediyor ki, gittiği alanda zaman aslında olandan yavaş ilerliyor. Yaşadığı deneyimin; hayattan kaçış, sorumluluklardan uzak, baskısız, mutlu olduğunu anladığı anda da buraya sürekli geleceğini biliyor.
İkinci karakterimiz Irene ise üvey babasının tacizlerine uğrayan, erkek kardeşinin ergenlik sebebiyle taktığı kadınlar aptaldır baskılarından sıkılmış ve evden kaçarak Hugh'dan yıllar yıllar önce büyülü bölgeyi keşfetmiş bir karakter. Büyülü bölgede zamanın yavaş ilerlemesi dışında bir de yabancı bir dil ile konuşan bölge halkı var. Irene hayatı boyunca bu bölgeyi bir kaçış bölgesi, güvenli bölge olarak görmüş ve oradaki insanlar ile tanışmış ve yıllar geçtikçe onların dillerini öğrenmiş. Onları ailesi yerine koymaya çalışmış.
Genelde alkol ile, uyuşturucu ile veya daha masum bazı farklı bağımlılıklarla içerisine düşülen bu kaçış, arayış, güvende hissetme veya kısa süreli de olsa bir şey hissetmeme isteği ile
Başlama YeriUrsula K. Le Guin · İletişim Yayınları · 1997385 okunma