"Kırgınlığımı kontrol etmeyi, sabırsızlanmamayı ve bir şeylerin olmasını beklemeyi öğreniyorum. Sanırım büyüyor ve olgunlaşıyorum. Her gün kendimle ilgili olarak daha çok şey öğreniyorum ve suyun üzerindeki minik dalgalar gibi başlayan anılar şimdi kocaman, güçlü dalgalar halinde üstümden geçiyor..."
Bundan böyle kimse, Osmanlının beylerine, valilerine haraç da asker de vermeyecek. Her köy, her kasaba, seçtiği temsilcileri Karaburun'a gönderecek. Gayri vakt irişmiştir. Gayri zalimlerin zulmüne son verilecektir.
Bereket versin şapka veya elbise renkleriyle beraber değişen gözlük modası yok.
...Artık işin yoksa kırmızı elbiseye kırmızı gözlük, sarı tayyöre sarı gözlük, fıstıkîye fıstıkî gözlük ara dur!
Bütün sokaklar, kırlar, denizler, dağlar, taşlar maskeli balo gibi, siyah gözlüklülerle doluyor. Nedense son yıllarda gözlerimizin güneş ışığından bozulacağı tuttu! Yazın gözümüze kara bir gözlük takmadan sokağa çıkamıyoruz. Eskiden pencere kafesleri arkasından sokağı yahut komşunun bahçesini nasıl rahat rahat, sinsi sinsi seyrediyor idiysek şimdi de kara gözlük arkasından istediğimiz yeri istediğimiz gibi seyredebiliyoruz.
“Herkes için pek doğal olan şeyler benim için başka bir şekil alıyordu. Bu haller yüzünden aşkta da geçimde de bedbahttım. Galiba merdümgiriz olmuştum.”
Sayfa 5 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor