Önsözünü okumamanız gereken bir kitap kendisi. İnsan bari "spoiler içerir" diye bir not düşer. Kitaba henüz başlamadan sonuyla ilgili önemli bir detayı öğrenmiş oldum. Bu yüzden, okumayı düşünenlere önsözü en sona bırakmalarını tavsiye ederim.Tutunamayanlar'ı değerlendirirken Oğuz Atay'dan ve hayatından bahsetmiştim. Bu nedenle burada tekrar aynı konulara değinmeyeceğim. Kitabın sonunda yer alan değerlendirmelerden birini çok beğendiğim için incelememde ona da yer vermek istedim.
Hepimiz çocukken oyunlar oynadık. Kimi zaman yaşadıklarımızı, kimi zaman yaşayamadıklarımızı, kimi zaman da hayal dünyamızın izin verdiği ölçüde bambaşka hayatları canlandırdık. Tehlikeli Oyunlar'da da buna benzer bir durum vardır. Yaşanmamış olaylar oynanır, yazılır ve yeniden kurulur.
Kitaptaki hayali arkadaş meselesi de biraz çocuklukla ilişkilidir. Freud, 3-6 yaş aralığında hayali arkadaşların normal olduğunu söyler. Tıpkı Albay Hüsamettin gibi...
"Ben çocukları sevmiyordum; onları çok aptal buluyordum. Allah'tan ben çocuk olmamıştım." der Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar'da. Belki de yazdıklarının bir kısmı yaşayamadığı çocukluğundan kaynaklanıyordu. Bu yönüyle Tehlikeli Oyunlar, biraz da yaşanamamışlıkların ve hayal kırıklıklarının romanı gibi geliyor bana.
Anlatım bakımından Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar'a oldukça benziyor. Ancak konu bakımından farklı eserlerdir.
Tutunamayanlar, Oğuz Atay'ın memleket meseleleriyle ilgilenilen yıllarda tanıdığı insanları ve çevreyi konu alır. Ancak bunu doğrudan anlatmak yerine, o çevrenin eksiklerini, çelişkilerini ve insanlarını alaycı ama aynı zamanda acı bir bakışla eleştirir.
Tehlikeli Oyunlar ise daha çok kadınlarla ilişkiler, duygusal çatışmalar ve insanın karmaşık iç dünyası üzerine kuruludur. Romandaki düşünceler ve