Saf insanların, yani sistemimizde H alanına girenlerin, kural olarak aptal insanların tehlikesini fark etmemelerine şaşmamalı. Bu onların saflığının bir başka görünümüdür sadece. Asıl şaşırtıcı olan, akıllı insanların ve haydutların bile çoğu zaman aptallığın yıkıcı ve yok edici gücünün farkına varamamasıdır. Bunun nedenini açıklamak son derece zordur. Aptal insanlarla karşılaştıklarında haydutlar gibi akıllı insanların da hemen daha yüksek miktarda adrenalin salgılamak ve savunmaya hazırlanmak yerine, genellikle kendini beğenmişlik ve küçümseme duygularına kapılma hatasına düştükleri varsayılabilir.
Ayrıca genellikle aptal birinin sadece kendine zarar verdiğine inanılır, ancak bu aptallıkla saflığı karıştırmaktır. Bazen kişi, aptal birini kendi amaçları için kullanmak amacıyla onunla iş birliğine bile meyledebilir. Böyle bir taktiğin sadece feci etkileri olabilir çünkü:
a) Aptallığın temel doğasının tamamen yanlış anlaşılmasına dayanır;
b) Aptal kişiye yeteneklerini kullanması için daha fazla alan sağlar.
İnsan aptal birini kullanabileceği düşüncesiyle kendini kandırabilir ve hatta bunu bir dereceye kadar başarabilir. Ancak aptal kişinin dengesiz davranışları nedeniyle eylemlerinin ve tepkilerinin tamamı kestirilemez ve onun öngörülemeyen eylemleri akıllı kişiyi kısa sürede yerle bir eder.
Bütün bunlar Dördüncü Temel Yasa'da açıkça özetlenmiştir:
Aptal olmayan insanlar, aptal insanların zarar potansiyelini her zaman hafife alır. Özellikle de aptal olmayan insanlar; her zaman, her yerde ve her koşulda aptal kişilerle iş yapmanın ve/veya ilişki kurmanın kaçınılmaz biçimde pahalıya mal olan bir hata olduğunu sürekli unuturlar.
Kamusal ve özel yaşamda sayısız insan Dördüncü Temel Yasa'yı çağlar boyunca göz ardı etmiş ve bu durum insanlığa hesaplanamaz zararlar
Aptallık ve İktidarYaratılmış tüm insanlar gibi, aptallar da başka insanları çok farklı yoğunluklarda etkiler. Bazı aptallar genelde sadece sınırlı kayıplara neden olurken, öbürleri bir veya iki kişiyle kalmaz, tüm topluluklara veya toplumlara korkutucu zararlar verebilir. Aptal birinin zarar verme potansiyeli iki ana unsura bağlıdır. İlki genetik unsurdur. Bazı bireyler yüksek dozda aptallık genini miras alır ve bu miras sayesinde doğdukları andan itibaren gruplarının elitleri arasında yer alırlar. Aptal birinin potansiyelini belirleyen ikinci unsur, toplumda işgal ettiği otorite ve güç konumudur. Bürokratlar, generaller, politikacılar, devlet başkanları ve din adamları arasında, başkalarına zarar verme kapasiteleri işgal ettikleri (ya da işgal etmekte oldukları) iktidar pozisyonu tarafından tehlikeli bir şekilde artmış (ya da artmakta olan) temelde aptal bireylerin $\sigma$ altın oranını buluruz. Makul insanların kendilerine sık sık sordukları soru, aptal insanların neden ve nasıl güç ve otorite sahibi olmayı başardıklarıdır.(Hem seküler hem dini) sınıflar ve klikler, sanayi öncesi toplumların çoğunda aptal insanların daima iktidar mevkilerine gelmesini sağlayan sosyal kurumlardı. Modern sanayi dünyasında sınıflar ve klikler giderek önemini yitirmektedir. Ancak bunların yerine siyasi partiler, bürokrasi ve demokrasi var. Demokratik bir sistemde genel seçimler, güçlüler arasındaki $\sigma$ kesiminin istikrarlı devamlılığını sağlamak için hayli etkili bir araçtır. Unutulmamalıdır ki, İkinci Yasa'ya göre, oy kullanan insanların $\sigma$ kesimi aptaldır ve seçimler onlara, eylemlerinden hiçbir şey kazanmadan başka herkese zarar vermek için muhteşem bir fırsat sunmaktadır. Bunu, iktidardaki insanlar arasındaki aptalların $\sigma$ seviyesinde korunmasına yardımcı olarak
Hakikat ehline göre ölümden sonra terakki mümkündür. İbn Arabi de * bu görüştedir. Bu konuda ibn Arabî a der ki: "Tecellilerden birinde Ebu Hüseyin Nuri ile bir araya geldik. Beni öptü ve kana kana içti. Ona; "Hani sen, tevhide susayanlar başkasından kanmaz" diyordun? diye sordum. Çok utandı. Akabinde yine ona: "Alttakinin (ölünün) üsttekinden (hayatta olan-dan) feyiz aldığı anda, ğayrdan almaz sayılmaz mı? diye sordum." Ölümden sonra da ona bu dünyaya ait olmayan bir ilim verilmekte ve o ilim ile terakki etmektedir."
Reşehât sahibi der ki: "İbn Arabî «s "Futûhat" isimli eserde der ki: Ebu
Hüseyin Nuri hazretleri, "Ölümden sonra terakki gerçekleşmez" diyenlerdendi. Oysa birçok keşifle sabit olmuştur ki ruh bedenle ilişkisinden sıyrıldıktan sonra bu dünyaya ait olmayan bir ilim verilmekte ve o ilim ile terakki etmektedir."
𝐘𝐚𝐫𝐞̂ 𝐣𝐢 𝐝𝐞𝐫𝐞̂ 𝐦𝐞𝐲𝐤𝐞𝐝𝐞𝐞̂ 𝐦𝐢𝐧 𝐦𝐞𝐤𝐞 𝐛𝐞̂𝐛𝐚𝐫 𝐞𝐲 𝐬𝐞𝐲𝐲𝐢𝐝𝐞̂ 𝐦𝐮𝐱𝐭𝐚𝐫
𝐒𝐚𝐪𝐢̂ 𝐤𝐮 𝐭𝐮 𝐰𝐢̂ (𝐞𝐬̧𝐡𝐞𝐝𝐮 𝐛𝐢𝐥𝐥𝐚𝐡𝐢̂) 𝐤𝐮 𝐢̂𝐫𝐨 𝐗𝐚𝐧𝐢̂ 𝐛𝐮̂𝐲𝐞 𝐦𝐞𝐲𝐱𝐰𝐞𝐫
Yarê, ey serwera hilbijartî, a ku min ji nav hemî xoştiviyan hilbijartî û dilê xwe dayê, tu min ji derê meyxaneya xwe derneêxe û bê par neke, û ew meyxaneya tu saqiyê wê bî îro, misoger Xanî dê lê bite meyxor.
Mebesta wî ew e ku bêjit: "Ey mehbûbê min! Tu min ji 'işqa xwe bê par neke; çunkî ew karek e min taqeta wî nine, û ew 'işqa bo te bit û tu tê da meşûq bî, bê guman Xanî dê li pêşiya koma 'aşiqan bit, û hema ez bi agirê vê 'işqê mubtela bûyîme; çunkî me'şûq tu yî, vêca hêviya min ew e ku tu me ji kerema xwe bê par nekey."
Mutarrif b. Abdullah (rh.a.) der ki:
"Allah'ın en sevdiği kulları; belaya uğradığı zaman sabreden, nimet verildiği zaman da şükreden, sabırlı ve şükredici kullarıdır."
Beau, "Bana olmaması için iyi bir sebep versene," diye meydan okudu.
"Çünkü a) istemiyorum ve b) şunu gözünde canlandır. Bundan on yıl sonrası. Ben üç akademi ödüllü, sinemanın en çok aranan aktrisi olan bir Hollywood yıldızıyım...ve sonra People magazinin son sayısı bayilere düşüyor. Ve manşette ne yazıyor biliyor musun?" Sanki manşeti yazıyormuşum gibi elimi havada gezdirdim. "Ünlülerin uçarılığı gün yüzüne çıktı. Allie Hayes, üniversitenin üçlü kraliçesi." Beau kendi manşetini yazdı. "Super Bowl şampiyonu Beau Maxwell konuyla ilgili olarak hayatımın en iyi gecesiydi yorumunda bulundu."