Spinoza'nın söylediği, benim de inandığım gibi arzu insanın özüyse, ancak insanlığımızdan, hatta hayvanlığımızdan sıyrıldığımız taktirde bütün arzularımızdan kurtulabiliriz, yani bir cesede ya da bir tanrıya dönüşürsek! O kadarı bana yetmez! Arzunun kökünü kazımak değil mesele, başka türlü arzulamak. Arzu iki farklı şekilde düşünülüp yaşanabilir; ya Platon'un dediği gibi ya da Spinoza'nın. Platon'a göre, arzu eksikliktir. Sadece sahip olmadığınız şeyi arzularsınız...Arzuyu başka türlü düşünmek -ve yaşamak mümkündür: Platon'a göre değil, Spinoza'ya göre. Spinoza'ya bakacak olursanız, arzu eksiklik değil güçtür; cinsel güçten ya da iştahtan bahsederken kullandığımız anlamda güç. Cinsel güç eksik olanı arzulamak değil (buna yoksun kalmak denir), ama tam tersine, eksik olmayan, yanımızda olan, kendini teslim eden kadından ya da erkekten zevk alma yeteneğidir. İştahlı olmak yiyecek sıkıntısı (açlık) çekmek anlamına gelmez; eksikliği çekilmeyen yiyecekten zevk alabilme gücüdür. Yemeğin başında konuklarınıza açlık olsun değil ("dilerim yiyeceksiz kalırsın!"), afiyet olsun dersiniz: "Görüyorsun, yiyecek sıkıntısı yok, bir kuş sütü eksik, dilerim bu yemekten keyif alacak gücün olur." Arzuları yok etmek değil mesele, onları dönüştürmek - eksik olanı arzulamaktan vazgeçip eksik olmayanı, başka bir deyişle var olanı arzulamaya geçmek. Olmayanı arzulamak, umut etmek demek; var olanı arzulamak ise sevmek. Dolayısıyla biraz daha az umut besleyip, biraz daha çok sevelim.
Aristoteles'e göre mutluluk
Önce Aristoteles'ten bahsedelim. Her varlık kendi iyiliğine yönelir, diye anlatır Nikomakhos'a Etik'te, ve mutluluk insanın iyiliğidir. O mutlak arzulanan, "en yüksek iyi"dir, yani hem en büyük, hem de en yüce iyi.
Sayfa 21 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kant'a göre mutluluk, bütün eğilimlerimizin, bütün arzularımızın tatminidir. Kavram bu nedenle değişkendir: Herkes mutlu olmak ister, ama hiç kimse bu duruma nasıl varabileceğini tam olarak bilmez! Gerekli olan, diye yazar Kant, "Mutlak bir bütün, şimdiki ve gelecekteki halimde azami huzurdur", tabii hiçbir deneysel verinin yaratamayacağı bir şeydir bu. Dolayısıyla şu ölümlü dünyada mutluluğa ulaşmak, hatta ayrıntılı olarak üzerinde düşünmek mümkün değildir. Daima birtakım doyurulmamış arzularımız olacaktır; sonuç olarak asla dolu dolu mutluluk yaşayamayacağız. İşte bu nedenle mutluluk bir idealdir, diye yazar Kant, "mantığa değil, hayal gücüne ait" bir ideal. Mutluluğu hayal edebiliriz, ama üzerinde düşünmeyi, hele de ona ulaşmayı hiçbir zaman başaramayız.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Stoacı bilgelik, kabullenme üzerine kuruludur: Bilge, olup biten her şeye razı olur; çünkü bütün bunlar ona bağlı değildir. Ama etkin olmaktan kesinlikle vazgeçmez. Tam tersine: Bilgeliği aynı zamanda eylem üzerine kuruludur. Müdahale edebileceği şeyler söz konusu olduğunda, bilge sadece kötü olandan, ona yakışmayandan ya da özgürlüğüyle bağdaşmayandan uzak durur. Geri kalanı için, elinden geleni yapar. Epikurosçuluk bir zevk sanatıysa, stoacılık bir irade sanatıdır... Seneca'nın Lucilius'a yazdığı mektupta geçen bir cümlenin anlamı da budur: "Umut etmeyi unuttuğunda, sana istemeyi öğreteceğim." Sana bağlı olmayanı arzulamayı unuttuğunda, ki bu seni köleliğe ve mutsuzluğa mahkum eder, sana bağlı olanı arzulamayı öğreteceğim, bu seni özgürlüğe ve mutluluğa götürür.
Napolyon Bonapart Mısır'da
1798 yılında Mısır'a çıktı. Mısır macerası Bonapart için çok önemlidir. Bir kere buraya çıkarken İstanbul'un bütün insanlığın ve medeniyetlerin ortak noktası ve başkenti olacağını deklare etmiştir. Bu görüş kendisinden sonra pozitivizmin kurucusu Auguste Comte tarafından da benimsenmiştir. Bu bir laik yaklaşımdır. Bonapart, Piramitler Muharebesi'nde savaşçı Memlükleri yendi. Memlüklerin Bonapart'ın konvansiyonel silahları, topları ve topçuluk manevrasını takip edebilmeleri mümkün değildi. Mısır'a bir Şarklı hükümdar gibi başında sarığıyla geldi. O İslâmiyet'i methediyordu, yalan veya doğru hürmet ediyordu. Karşısındaki Mısır uleması da onu bir hükümdar gibi teşyi ediyordu. Herhalde firavunlar devrinde Antonius'a gösterdikleri müraîliği şimdi de Bonapart'tan esirgeyecek değildiler. Yanında kocaman bir âlimler ve çizerler ordusu getirdi. Botanikçiler, zoologlar, arkeologlar, ressamlar... Mısır'da her gördüklerini resmettiler. O kadar ki "découverte de l'Egypte" (Mısır'ın keşfi) diyeceğimiz bu safhayla Fransa "égyptologie" ye (Mısırbilim) ilk defa olarak ilmen adım atmıştır. Nitekim yine ordusundaki subaylardan biri "Raşid" veya Avrupalıların "Rosetta" dedikleri Nil Deltası'nın doğusundaki mevkide ünlü "Rosetta Taşı"nı buldu. Bu bilindiği gibi aşağı yukarı 50 cm boyunda, eski Yunanca, eski hiyeroglif ve Yunan harfleriyle yayılan Kobtçadır. Bu metnin çözümünü, metni İngilizler ele geçirmelerine rağmen Mısır seferinden sonra tekrar Jean François Champollion ele alıp inceledi. Bu filoloji dâhisi 42 yaşında öldü ama artık eski Mısır açılmıştı. Bu Bonapart'ın seferiyle mümkün oldu. Modern insanlık ilk defadır ki medeniyetin banii ve kurucusu olan Mısır'la diyaloğa girmiştir.
Tarih
"Comte muhafazakar doktrine (De Bonald üzerinden) olan borcunu açıkça belirtmekten çekinmemiştir. Bu ''ölümsüz okul'' der Comte, ''Pozitivistlerin şükran ve hayranlığını hep hak edecektir."Muhafazakar doktrinin Comte'a en çekici gelen kısmı kuşkusuz birey karşıtlığıdır (Comte tam bir anti-liberaldir).Bireyciliğe bu yükleniş beraberinde ister istemez sosyolojinin varlık sebebi toplumsala vurguyu getirir. De Bonald' ın etkilediği diğer bir düşünür ise Durkheim'dır. Durkheim'ın bireyciliğin menfi sonuçlarının engellenmesi için mesleki dayanışma ve cemiyetlerin önemini vurgulamasıyla, De Bonald'ın,Fransız devriminin bireyi özgürleştirmek gerekçesiyle yasakladığı dernek ve aracı cemiyetlere (örnek olarak ortaçağ loncalarına) toplumsal fonksiyonları dolayısıyla methiyeler düzmesi arasında ciddi paralellikler vardır."