ey inanmanın yasası, tılsımı sesimizin
verin güzelliğinizi kadınıma
ve gece: her uyuyuşun kan, her uyanışım rüzgar
yine atıldı uzaklığın düğümüne bir ilmek daha
a ş k l a r : s ı k ı y ö n e t i m !
"Nereden geldiğiniz değil, nereye gittiğiniz belirlesin bundan sonra şerefinizi! Sizin ötenize geçmek isteyen isteminiz ve ayaklarınız - bunlar belirlesin şerefinizi!"
(...) "Çünü ayakta─d u r a b i l m e k bir meziyettir saray ahalisi arasında; ve tüm saray ahalisi inanır ölümden sonraki bir mutluluk olduğuna, ─oturmayı─h a k e t m e n i n !"
İşte Cenâb-ı Fahr-i Ålem, bu makamdan geçip cihetsiz âlemde tecelli ederek Zât-ı Ehadiyyet Cenâb-ı Ahmediyyete feth edilerek bir selâmlaşma olmuştur.
Tecelliyyât-ı cemâl-i İlâhînin karşısında Cenâb-ı Fahr-i Âlem, derhal (Ettehıyyâtü lillâhi vessalâvâtü vettayyibât) ya'ni: «Tehiyyât ve salâvât, tayyibât, hürmet ü ibâdât; Allah'ın zât-ı ulûhiyyetine mahsusdur» diyerek selâm verince,
Vâcib Teâlâ Hazretleri:
(Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühû): «Ey zâtımdan zâtıma tecellî etdiğimde zuhûr eden, zulmetin mukabili olmayan nûrü'l-envâr Peygamber-i Zi-şânım! Allah'ın rahmeti, âtıfeti, selâmeti senin üzerine olsun» diye mukabele-i selâmda bulundular.
O; ümmetinin şefi'i olan, ednâyı a'lâ yapan, düşmanına dahi merhamet elini uzatan ve âlemlere rahmet bulunan Nebiyy-i muazzam hemen:
(Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâdillâhissâlihıyn) diyerek selâm-ı ilâhîyi kabûl etdi ve ibâd-ı sâlihıyn (sâlih kullar)'i de içeriye sokdu, hissedâr etdi.
Allahü Teâlâ Hazretleri:
«Habîbim, buraya ne bir melek-i mukarreb ve ne de bir nebiyy-i mürsel giremezdi. Sen sevdiklerini de sokdun. Biz de kabûl etdik. Sen râzı oluncaya kadar sana her şey'i i'tâ edeceğim (vereceğim)» buyurdu.
Bu tecellî karşısında Cibrîl :
(Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve resûlühû): «Ma'bûdün bilhak olan Allah'a, Ondan gayrı ilâh olmadığına ve O'nun abd-i hâssı, resûlü bulunan Muhammed'e şehadet ederim» diye mukabele etmişdir.
Cenâb-ı Fahr-i Âlem bu makamda sessiz, sözsüz, bizsiz, sizsiz doksan bin kelimât konuştu.
Ve Hak'dan bize müjdeler getirerek hâne-i Ümmühânî'ye teşrîf etdiler.
A ş k v e İ k i l i k . - Aşk bir başkasının bizimkinden farklı ve ona karşıt bir tarzda yaşadığını, etkin olduğunu ve duyumsadığını anlamaktan ve buna sevinmekten başka nedir ki? Aşk karşıtlıkları ortadan kaldıramaz, yadsıyamaz, çünkü böylece onları sevinç yoluyla aşabilsin ister. -Kendini sevme bile bir kişinin birbirine karıştırılamaz ikiliğini (ya da çokluğunu) içerir ön koşul olarak.