#pandadiyorki Keşke//Kitap yorumu
"Belki" ile tanışıp kalemine hayran kaldığım Sema hanım, şimdi de "Keşke" ile bambaşka bir yerden vurdu beni. Onu ve ideolojisini anladıkça iki eserde öyle büyük bir kıymet kazandı ki benim için. Keşke elimde sihirli bir değnek olsa da herkesin okumasını sağlayabilsem. Keşke. Bu sefer 1940-1970li yılların Türkiye'sini okuyoruz. Bir yandan Fikret'in cezaevinden yazdığı mektuplar ile 40li yıllardan itibaren ülkemizin içerisinde bulunduğu siyasi süreci, köy enstitülerinin kuruluşunu ve işleyişini öğreniyoruz. Bir yandan da 70li yıllarda bir hastane odasında, 203 numaralı odada iki kadını okuyoruz. Daha sonra yazarımızında söyleyeceği gibi 203 numaralı oda, Türkiye'nin küçük bir modeli adeta.Bu iki kadının o odada birbirine tutunuşlarını, Fatma'nın değişimini, Nedret'in bekleyişlerini okumak öyle duygudan duyguya sürüklüyor ki insanı. Hele bir de Fikret'in mektupları girmiyor mu araya ah aaah.
O mektuplardan öğrendiklerim... Fikret anlattıkça köy enstitülerini, orada aldığı eğitimin kalitesini, çeşitliliğini, ben utandım elimdeki diplomalardan ben. Bizim şuan gittikçe eğitim kalitemiz düşer, derslerimiz, müfredatımız günden güne eksilirken, üniversiteden doğru düzgün bir meslek edinemeden mezun olurken o yıllarda verilen eğitimin kapsamı beni oyle şasırttı ki. Meslek edindirmeye yönelik müthiş bir emek. Matematiği, tarihi geçtim. Müzik aleti çalmak, tiyatrolar, okuma saatleri, dil, boyacılık, sıvacılık, dokuma, hayvancılık daha niceleri. O eğitimi, o bilgi birikimini almayı, orada bir talebe olarak bulunmayı öyle istedim ki. Tabii yine kendini bilmez bir kesimin cahilliğinden faydalananlar tarafından çıkarılan asılsız ve adi dedikodular sebebiyle bu kurum cok zor zamanlar geçirmiş. Bu kısımları okurken öyle büyük bir öfke hissettim ki