Kendini ezmekten hoşlandı, üstüne gitti düşüncelerinin, kendini böylesine apaçık görebilmeyi kabul etmesi bile büyük cesaretti, yeni tanıdığı cesaretini sevdi.
Hey ay ışığı yontucusu
Ne yıldızları çoğaltabilirsin
Ne güneşi getirebilirsin geceye.
Yalnızlığı büyütürsün olsa olsa
Böyle yaparak hışırtılarıyla
Birde yatakları rüzgarlarla doldurursun.
İyisi mi sende herkes gibi
Bilinenle tüket ömrünü...
Evine gidiyordu, bakımlı, huzurlu, temiz, aydınlık baba evine. Gidince eşofmanlarını giyecek, ayaklarını radyatöre uzatıp oturacak, annesinin demlediği çayı içecek, portakal soyacak, babası gazetesini katlayıp hisse senetlerinin durumunu soracaktı ona. Erdemir mi almalıydı Çukurova mı? Bağfaş sermaye artımına gidecek miydi, uyduruyorlar mıydı? Bugünlerde dolar mı iyiydi, altın mı? Bütün bu sohbetler, meyve soyup yemeler, çay içmeler, vakitlice yatmalar, Lavanta kokan çarşaflar iyiydi, hoştu. Ama mutluluğu andırmıyordu. Bunların adına dense dense huzur denirdi. Kişiliksiz, sıradan bir huzur. Huzur böyle sıradanlaşınca bir değeri kalmıyordu.