Psikolojik açıdan baktığımızda, insanın mutlaka bir "abdiyet" ilişkisi olduğunu görmekteyiz. Zira insan tamamen bağımsız bir varlık değildir; mutlaka bir şeye bağlanır, bir şeyi merkeze alır, bir şeye göre yaşar. Modern psikoloji de bunu doğrulamaktadır: İnsan, anlam üretebilmek için bir üst değer, bir merkez referans, bir nihai aidiyet noktası arar. Bu merkez bazen para olur, bazen başarı, bazen çocuk, bazen eş, bazen toplumun onayı, bazen de kişinin kendi egosu...
İşte "ya'büdû" fiilinin manidarlığı tam da burada ortaya çıkar.
Ayet bize şunu söylemez: "Bazı ritüelleri yerine getirin."
Şunu söyler: "Merkezinizi doğru yere getirin. Doğru kişiye/şeye kulluk edin."
Çünkü kime ya da neye abd olunduğu, insanın ruh sağlığını doğrudan belirler. İnsan fâni, değişken, kırılgan bir şeye abd olduğunda; yani değerini, güvenini ve anlamını geçici olana bağladığında, kaçınılmaz olarak kaygı üretir. Zira bağlandığı şey elinden gidebilir. İşte bu yüzden para merkezli hayatlar çöküşe, onay merkezli hayatlar kırılganlığa, insan merkezli hayatlar hayal kırıklığına açıktır. Kur'an'ın "ya'büdü" fiilini seçmesi, insanı bu kırılgan bağlardan kurtarıp mutlak, sarsılmaz ve tükenmez bir merkeze yönlendirme teklifidir. Psikolojik olarak bu, en güvenli bağlanma biçimidir. Çünkü Rabbiyle bağ kuran insan, merkezinin yıkılmasından korkmaz. Merkez sabittir; çevre değişse bile anlam dağılmayacaktır.