Yıllar önce, Amerika Birleşik Devletleri'nin Boston şehrinde bir grup Türk olarak bir araya gelmiş, sohbet ediyorduk. Soframızda, politik görüşleri nedeniyle Türkiye'deki mevcut siyasetle uyumsuzluk hissedip ülkeden ayrılmış akademisyenler ve üniversitelerde görev yapan hocalar vardı. Ev sahibimiz ve ben, birbirimizi tanıyorduk; o da kıymetli bir akademisyendi. Beni misafir etmiş, diğer konukları da davet etmişti. Sohbet sırasında ilginç bir anekdot anlatıldı. Bir hocamız, 11 Eylül saldırılarından sonra ABD'de başlatılan Müslümanlara yönelik cadı avından bahsetti. Kendisi bir üniversitede profesör olarak görev yapıyordu ve bu süreçte Müslüman isimlere sahip olanların havaalanlarında ve giriş-çıkışlarda büyük sıkıntılar yaşadığını dile getirdi. Bir gün, dünya görüşü olarak saf bir komünist olmasına rağmen, sırf ismi Ahmet olduğu için kendisine, "İsmin neden Ahmet? Bu, terörist ismine benziyor." denilmiş. O an öyle öfkelenmiş ki, tepki olarak "Evet, Müslümanım! Adım Ahmet, Peygamberim Muhammed (s.a.s). Bir itirazın mı var?" diye meydan okumuş. "Bana bunu söylettiler," diyerek o anı anlatıyordu. Benzer gözlemler başka dostlarımız tarafından da paylaşılmıştı. Örneğin, geçtiğimiz günlerde Londra'da başarılı bir arkadaşımızla sohbet ettim. İşlerini büyütmüş, genişletmişti ama şunu açıkça ifade ediyordu: "Benim durmam gereken bir sınır var. O sınırı aşarsam hemen maliye ve hukukla üzerime çullanırlar. Bugüne kadar hep engellemelerle karşılaştım ama yılmadan devam ettim. Sürekli çelme taktılar, zorluk çıkardılar. Politik duruşları desteklerseniz önünüz açılıyor, aksi halde Türkiye'ye bağlıysanız önünüzü kesmek istiyorlar."
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Internetteki bir programda şöyle bir şey dinledim: Amerikalı bir akademisyen hanım, üniversitede çalışmak için Almanya'ya gidiyor. Zaten gurbete gitmiş çalışmaya, dolayısıyla eşi dostu yok, akşam olmuş kadın hâlâ çalışıyor üniversitede. Hocası geliyor, Alman bir profesör kendisi, "Siz bu saatte burada ne yapıyorsunuz?" diye soruyor. Amerikalı kadın da "Sahamla ilgili araştırma yapıyorum, çalışıyorum" diyor. Bunun üzerine hocası diyor ki: "Kendinize ayırmanız gereken zamanda çalışmaya devam ediyorsunuz ve bu gayriinsani bir şey." Yani in-sanın hırsının da sınırları olmalı. Kendine bir sınır çizebilmeli, biraz manevi gelişimine de zaman ayırmalı. Sadece çalışma eksenli bir hayat, ABD'deki insanların içlerini boşaltıyor, onları bomboş benlikler hâline getiriyor.
Reklam
Terör büyük bir zücaciye dükkanını dağıtmaya niyetli bir sineğe benzer. Sinek güçsüzdür, tek başına bir fincanı bile hareket ettiremez. Bu yüzden kendine bir boğa bulur, kulağına girer ve vızıldamaya başlar. Boğa korku ve öfkeyle çıldırıp dükkanı altüst eder. Geçtiğimiz on yılda Ortadoğu’nun başına gelen de bundan ibaret. Radikal İslamcıların Saddam Hüseyin’i alt etmesi mümkün değildi. 11 Eylül saldırılarıyla kışkırttıkları ABD, onların yerine Ortadoğu dükkanını yerle bir etti. Şimdi de enkazın içinden yeşeriyorlar. Bizi ortaçağ günlerine sürükleyip Orman Kanununu geri getirmek isteyen teröristler aslında bunu gerçekleştiremeyecek kadar zayıflar.
Sayfa 26·Kitabı okuyor
Alıntı
Barışı mümkün kılan nükleer silahlar misali, gelecekteki teknolojiler de yeni savaşlara zemin hazırlayabilir, özellikle siber savaşlar küçük ülkeler ve devlet dışı aktörlere süpergüçlerle mücadele edebilme imkanı sağlayarak dünyadaki istikrarı bozabilir. 2003’te ABD Irak’a girdiğinde Bağdat ve Musul tahrip olurken, Los Angeles ya da Chicago’ya tek bir bomba bile düşmedi. Kuzey Kore ya da İran gibi ülkeler gelecekte California’daki enerji hatlarını kesmek, Teksas’taki rafinerileri patlatmak yada Michigan’daki trenleri çarpıştırmak için yazılım bombaları kullanabilirler. (“Yazılım bombaları” barış zamanında yerleştirilen ve uzaktan kontrol edilebilen zararlı bilgisayar programlarıdır. ABD ve birçok ülkede altyapı tesislerini kontrol eden ağlara yerleştirilmiş böylesi kodlar olması kuvvetle muhtemeldir.
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Alıntı
Aslında ipleri takip etmek yeter de artar bile. Tırnaklarını Türkiye'ye geçirmiş, tuttuğu yeri can havliyle çekiştirenlerin boyunlarına bağlı, uçlarında ABD ve CIA'in bulunduğu ipler.
Alıntı
1980 ve döşenen taşlı yollara
Sıradan insanların gündelik hayatlarını etkileyen terör ve anarşi atmosferi darbeyi meşrulaştırdı. Darbe son­rasında demokratik hakları ciddi ölçüde sınırlayan yasal de­ğişiklikler ve son derece baskıcı önlemler yoluyla terör ve anarşi son buldu. Bunun yanı sıra, Ocak 1980'de kabul edi­ len IMF istikrar paketini hayata geçirerek ve ihracat odak­lı bir ekonomik politika izleyerek ekonomik istikrarsızlı­ğı azaltmak da askeri darbenin hedefleri arasındaydı. Hat­ta cuntanın lideri televizyonda yayımlanan ilk konuşmasın­ da bunu açıkça belirtmişti. Dolayısıyla askeri darbe ile baş­layan 1980 sonrası dönem, ülkenin ekonomik rejiminde de önemli değişikliklere tanık oldu.
Sayfa 71 - İletişim Yayınları·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam