Kör talihime tüküreyim sanki Barış Manço veya Kazım Karabekir'im. 18, 19 sene evvel Gürpınar Büyükçekmece'ye taşındık. O zamanlar buralar yeni yeni gelişiyordu diye mahallenin çocuklarının yarısından fazlası tanır beni. Resmen çocukların mahalleden abisi oldum istemeden. Elimde büyüdüler resmen. Onun öncesinde de Sefaköy Fevzi Çakmak mahallesinde doğup büyüdüm. Hâliyle oradaki çocukların aileleri ya aile dostuydu, ya tanışık. Hadi orası normaldir. Adamların abileriyle, ablalarıyla beraber yaşadığımız çocukluk var. Keza Darıca'da da Osman Gazi Mahallesi'nde tanınan abilerdenim ki yeni nesil bilmez. Hiç amacımda, niyetimde millete abilik yapmak yok gittiğim yere Zaman yolcusu gibi doksanları götürüp eve geri dönüyorum. Şimdi Gürpınar'da mahalleden çocukların sesini duydum. Koca adam oldular, manita yapmak için spor yapıyorlar, biraz abartıyorlar hormonal ilaçlar kullanıyorlar ama beni de bir salmıyorlar. Babanızdan almadığınız tavsiyeyi ben mi vereceğim? Ciritçi Abdullah olmaktan kurtulamadım. Hatta Ciritçi Abdullah portakalda vitaminken ben vardım 😀
Kahramanmaraş nükteleri
"Sarımsağı hesap eden paça içemez" Bu darbımeseli dedemden naklediyorum. Hayatta çok hesap yamanın ve her ayrıntıyı düşünmenin beyhude bir tutum olduğunu vurgulamak için bu darbımesel söylenirmiş. Dedem Hacı Abdullah Doğru (d.1939-...)
Reklam
Ciritçi Abdullah amca ne zaman ölecek acaba? Ne zaman YouTube'ı açsam uçana kaçana öğütler veriyor. Adam ölümsüzlüğü buldu en son torunlarının da torununa öğütler verip gidecek herhalde. Hadi Adem amca güneş taşımaktan vitamini fulledi de dı öl artık Ciritçi Abdullah amca..m
عَنْ عَمْرِو بْنِ شُعَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ قَالَ:سَمِعَ النَّبِيُّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَوْمًا يَتَدَارَءُونَ فَقَالَ: “إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ بِهَذَا ضَرَبُوا كِتَابَ اللَّهِ بَعْضَهُ بِبَعْضٍ وَإِنَّمَا نَزَلَ كِتَابُ اللَّهِ يُصَدِّقُ بَعْضُهُ بَعْضًا فَلاَ تُكَذِّبُوا بَعْضَهُ بِبَعْضٍ فَمَا عَلِمْتُمْ مِنْهُ فَقُولُوا وَمَا جَهِلْتُمْ فَكِلُوهُ إِلَى عَالِمِهِ.” Amr b. Şuayb"ın, babası aracılığıyla dedesinden naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) bir grubun tartıştıklarını işitmiş ve onlara şöyle buyurmuştur: “Sizden öncekiler işte böyle helâk oldular. Allah"ın Kitabı"nın bir kısmını diğeriyle mukayese ediyor (çelişki arıyor)lardı. Oysa Allah"ın Kitabı, bir kısmı diğerini doğrulamak üzere indi. Kur"an"ın bazı âyetlerini ileri sürerek diğerlerini yalanlamayın. Onun (mahiyetini) bildiğiniz âyetleri üzerinde konuşun; bilmediklerinizi ise onu bilene bırakın.” (HM6741 İbn Hanbel, II, 185) عَنْ جُنْدَبِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) قَالَ: “اقْرَءُوا الْقُرْآنَ مَا ائْتَلَفَتْ قُلُوبُكُمْ، فَإِذَا اخْتَلَفْتُمْ فَقُومُوا عَنْهُ.” Cündeb b. Abdullah"ın naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kur"an"ı, kalpleriniz kaynaştığı müddetçe okuyup müzakere edin. Ayrılığa düştüğünüzde ise onun başından kalkın.”(B5060 Buhârî, Fedâilü"l-Kur"ân, 37; M6777 Müslim, İlim, 3) *** عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ قَالَ:قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “مَنْ قَالَ فِى الْقُرْآنِ بِغَيْرِ عِلْمٍ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ.” İbn Abbâs"ın naklettiğine göre, Allah Resûlü (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim Kur"an hakkında bilgisizce konuşursa, cehennemdeki yerine hazırlansın.”(T2950 Tirmizî, Tefsîru"l-Kur"ân, 11)
SALÂVAT ve TARAFINI BELLİ EDENLER...
Bir vakitler yazılarımda Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Said Nursî'yi "mürşidim" diye zikretmemi eleştirenler vardı. Her yazımda hemen tepkilerini koyarlardı. Şimdi ya usandılar yahut da alıştılar. Halbuki ben bunu özellikle yapıyordum. Onu "mürşid" olarak sevdiklerine hâlen inandığım kişilerin "Bediüzzaman" bile demekten çekinerek "Said Nursî" diye konuştuklarını/yazdıklarını görüyordum. Sıkılıyordum. Üzülüyordum. Bu sakınımlı dilin içimizde de bir şeyleri öldüreceğine kâniydim. Bir direniş olarak bastıra bastıra "mürşidim" demeye başladım. Bugün dahi her "mürşidim" deyişimde bir direniş ruhu hissederim. Elhamdülillah. Hem aynı direnişi "Bediüzzaman öyle diyor demeyelim de Risale-i Nur öyle diyor diyelim!" diyenlere karşı da gösteririm. Yâni bu tavrı da arızalı bulurum. Şairin ifadesiyle, dansçıyı danstan, güzelliği güzelden ayırmanın mümkün olmadığını zannederim. İnsan mürşidi hakkında konuşuyorsa mürşidi olduğunu hissettirmeli. Kaçınmamalı. Babamdan bahsettiğimde yabancı birinden bahsediyormuş gibi yapamam. Yapmam da hoş görülmez. "Kamil oğlu Şükrü şöyle demiştir..." diyemem. "Babam bir keresinde dedi ki..." derim. Mürşidim de öyledir. Kalbimin taraftarlığı elbette dilime işler. İşlemelidir. Yazarken de bundan sakınmam. Sakınılmamalıdır. Bazıları bir miktar nötrleşmenin tebliğ diline faydalı olacağını savunurlar. Buna şuraya kadar katılıyorum: Muhatabının kalbini kendi kalbin gibi olmaya zorlayamazsın. Senin sorgulamadığını onun da sorgulamamasını bekleyemezsin. Dolayısıyla bilgiyi aktarırken empati yapmaya muhtaçsın. Empati elbette kendi kabuğunu bir parça terke zorluyor seni. Ortak bir paydada geçerli olanı konuşuyorsun. __Tamam. Fakat kendi kalbini de muhatabının kalbi gibi olmaya zorlamamalısın. Ne hissediyorsan o olmalı. Çünkü zorlamalar da insanda alışkanlık yapar. Alışkanlıklar
Tefekkürât
İFK HADİSESİ (Hz. Aişe Anlatıyor)
Allah (ﷻ) şöyle buyurdu: 🌷 İçinizden (harcama ile) fazilet ve servet sahibi olanların akrabaya, yoksul (miskinlere) ve Allah yolunda hicret eden (muhacirlere, mallarından) bir şey vermeyeceklerine dair yemin etmesi (gerekmez). Affederek (terk etsinler) ve kusurlarını görmezlikten gelsinler. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah (kusurları) çok bağışlayan ve (Tevbe eden kimseye) merhametli olandır. Sebeb-i Nüzul: Hz. Ebubekir’in “Aişe konusunda söze dalan akrabaya, (teyzesinin oğlu, miskin ve muhacir) Mistah ve ashabına asla infakta bulunmayacağım” şeklinde yemin etmesi üzerine Nur suresi 22. Ayet nazil oldu. Bunun üzerine Hz. Ebubekir “Evet, ya Rabbi! isterim” dedi. Bu ayetin ardından akrabasına ikram ve ihsanda bulundu. Ardından Aişe ve Safvan konusunda söze dalan Abdullah ibn Übeyy ve ashabı hakkında Nur Suresi 23. Ayet nazil oldu. (İbn Abbas - Nur 22. Ayet) 🌷 O namuslu (hür), bir şeyden (zinadan) habersiz (iffetli), mümin kadınlara (Tevhid ehli Aişe’ye) zina iftirası atanlar, bu dünyada da (celde cezası ile) ahirette de (cehennem azabı ile) lânetlenmişlerdir. Onlar için büyük (dünyada olandan daha şiddetli) bir azap vardır. Sebeb-i Nüzul: Ben habersiz iken bana iftira atılmış ve daha sonra bu bana ulaşmıştı. Şöyle ki: Rasulullah (sav) benim yanımda oturmakta iken birden ona vahiy geldi. Ona vahiy geldiği zaman onu uyuklama hali gibi bir hal kaplardı. Benim yanımda otururken vahiy geldikten sonra yüzünü silerek doğrulup oturdu ve “Ey Aişe müjdeler olsun” buyurdu. Ben de “Allaha hamd olsun, sana değil” dedim. Bunun üzerine Peygamber (sav), Nur Suresi 23-26. Ayetlerini okudu. (Ahmed bin Hanbel, el-Müsned, XLI, 245 (24720, Şuayb el-Arnaut); İbn Hibban, es-Sahih, XVI, 21 (7102); Taberani, el-Mucemül Kebir, XXIII, 121 (156); İbn Cerir et-Taberi, Camiul
Edebiyat
Reklam
Reklam