Türkler tarihi boyunca bir çok devlet kurmuştur. Bunlardan en akılda kalanı yüzyıllarca hüküm sürmüş bir ve insanlığa medeniyet kelimesinin ne anlama geldiği hem yaşantısı ile hemde feth ettiği ülkelerin topraklarında yaşatmıştır. Medeniyet kelimesini özellikle belirttim. Kelimenin kökeni inildiğinde zaman, Arapça’da “şehir” anlamına gelen ve müdûn köküne dayanan medîne isminden Osmanlı Türkçesi’nde türetilen medeniyyet kelimesinin, kök itibariyle “yönetmek” (es-siyâse) ve “mâlik olmak” anlamları da bulunan deyn (dîn) masdarıyla ilişkili olduğu da ileri sürülmüştür. Türkler İslamiyetten önce devlet yönetimini bilmekle birlikte güçlü ordu güçlü devlet anlayşını yüzyıllarca sahip olan bir geleneğe sahiptir. Yönetmek ve malik olmak bir aşiret için, bir kabile veya klan için söylenemez sadece insan kaynağı, toprak ve ordu-devlet anlayşını sahip akıl ile sağlanabilir. Türklerin İslam ile karşılaşması iki taraf için kolay olduğu kadar, zorlukları da beraberinde getirmiştir. Dünya devletler tarihinde Türklerden bahsedildiği zaman Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Türkiye Selçuklu Devleti, Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Babürler, Göktürkler, Avarlar, Avrupa Hun, Batı Hun, Büyük Hun Devletleri gibi devletleri kurmuş ve sonrasında da yıkılmıştır. Son bin yıllık süreçte Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti damga vuran ve bilinirliği en fazla olan diğer devletlere de bu konuda örnek olmuştur. Yazarın özellikle İslam konusunda ciddi bir hazımsızlığa sahiptir İslam'dan bahseder iken Militan İslam tasavvuru bunun en bariz örneğidir. Kamalist Türkiye ise diğer devletlere örnek olabilecek potansiyele ve bilinirliği olan lâik vatansever olarak görülmektedir. Bu betimlemeye neden ihtiyac duymak istemiş olması Hristiyan Batı'yı yıllarca meşgul etmiş, kendilerinden