Kitapta, Sokrates'in toplumu devlete karşı kışkırtmasına yönelik suçlamaların yanı sıra gençlerin ahlakını bozduğunu, kafalarını karıştırdığını ve onları olmayacak yollara sürüklediğine dair bir takim iftiraları jüri üyeleri karşısında savunmasını ele alınmaktadır. Bu eser Sokrates'in öğrencisi olan Platon tarafından kaleme alınmış olmasına rağmen akıcı şekilde ilerleyen bir dizi diyaloglardan oluşmaktadır. Felsefe her taşın altına bakmaktır prensibi ile ilerleyen kitapta, Sokrates'in kendine karşı yapılan iftiraları savunurken felsefe yapmaktan hiç vazgeçmeyeceğinin serüveni bizlere aktarılmaktadır.
Kendi inancı gereği erdemi ve bilgiyi esas alan yaklaşımı sayesinde doğruluktan ayrılmayacağını belirten Sokrates, 'eğer ben ölürsem beni yargılayan hakimler büyük suç işlediklerinin farkına varacaklar ve gün geldiğinde onlarda benim yerimde olacaklardır' tarzında iğneleyici ve düşündürücü cümleler sarfetmektedir.
—spoiler içerebilir—
Kitap çocuk karakter üzerinden hayata karşı dik durmayı temsil eden bir hikayeden oluşuyor. Zeze karakteri üzerinde kurgulanan roman, ailesel problemlerin, acıların, şefkatsiz büyümenin acı yanlarını ortaya koyuyor. Zeze, hayatın serüvenini kendi başına sırtlanıyor ve bize de okuması zevkli bir kurgu kalıyor.
Eser aynı zamanda yazarın kendi kişiliğinden esintiler barındırıyor. Ben okurken Zeze’nin Zeki ve aynı zamanda girişken ruhunun yazarı yansıttığına inanıyorum. Kitapta şeker portakalı Zeze’nin en yakın dostu olarak betimlenmiş. Hatta şeker portakalına Minguinho adı verilerek kişileştirme yapılmış ve bir fidanın insanın sırdaşı ve dostu olabileceğine yönelik hikaye yazılmış.
Kitap genel olarak başarılı ve hikayesi sade. Okurken sizi yormuyor ve kafanız karışmıyor.
José Mauro de Vasconcelos
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,2bin okunma
Kitap kişisel gelişim tadında ilerleyen harika öğütlerden oluşuyor. Tabii ki bu öğütleri veren kişi zamanının önemli Roma imparatoru olan Marcus Aurelius olunca yaşanmışlıklardan süzülen bu bilgilerin değeri daha da artıyor. Hümanistliğin ve doğanın bize verdiği nimetleri kendine özgü edebi cümlelerle süsleyen yazar, hem hayata hem kendimize hem de diğer insanlara karşı duymamız gereken saygıyı ve sevgiyi anlatıyor.
Marcus Aurelius, Lev Tolstoy'dan daha farklı bir hümanist bakış açısına sahip. Öfkelendiğimizde veya mutlu olduğumuzda nerede nasıl davranmamız gerektiğini bir imparatorun ağzından duyuyoruz. Kitap, tüm insanların ölümlü olduğunu, ölümün her zaman galip geleceğini ve stoacılık felsefesinin temeli olan iyilik ve iyi davranmanın ve erdemin her zaman üstün geleceğini aşılıyor.
Kitaptaki önerilerin tamamı madde olarak size sunuluyor ve her maddenin kendi içindeki ana fikri sizin hayata bakış açısınızı değiştirecek kalitede olduğunu söyleyebilirim. Okumanızı tavsiye ettiğim bir kitaptır.
Spoiler
Dikkat! Panik atağı olanlar kitabı okurken iki kere düşünsün :)
Yazar Hugo, idam üzerinden girdiği konuya giyotin üzerinden devam ediyor. Fransız devriminin insan üzerinde bırakabileceği etkiyi sert bir üslupla kaleme almış. Kitaptaki hikayeleştirme yönteminde sitem ettiği kişiler ne bir hakim ne bir idam edilen sanık ne de bir topluluk. Hugo, insanların adalet kavramı altında adaletsizliklerin hüküm sürdüğü ve içinden çıkılmayacak derece travmatik etkiler bırakabilecek idam kavramından duyduğu nefreti sakin bir dille kusuyor adeta.
Kitabın özellikle ilk bölümlerinde giyotin sahnesi betimlemeleri yüreğinizi hoplatabilir. Eğer hassassanız okumadan o sayfaları atlamanızı öneririm :) Çıkar çatışmalarının, söze devlet düşmanlarının, ayaklanmaların vb. durumların insanı insan yapan vicdan, merhamet ve acıma duygularını ne denli alt ettiğini acı tabloyla karşımıza çıkarıyor. Hugo, kitabın başında bu anlattıklarımı isterseniz hayal edin isterseniz yaşanmış bir olay olarak düşünün şeklinde açık kapı aralıyor.
Maalesef bu kitap sayesinde batı toplumunun ne denli insan avcısı olduğunu, idam kararlarının keyfi duyguların sonucu olduğunu, adaletin olmadığı yerde anarşi başlar sloganının doğruluğunu göreceksiniz. Düzenbaz bir toplumun yutturmaca ve aldatmacalarla bir yaşamının hazin sonunu anlatıyor bize.
Kitap sadece idama çarptırılan sanıkların serzenişlerine kulak vermekten ziyade idam cezasının kendisini sorgulayıcı bir yaklaşım sergilemiştir. Neden bu insanlar asılıp, kesiliyor sorularının cevabını okuduğunuzda öznel fikirlere varabileceğinizi düşünüyorum.
Tolstoy gerçekten içindeki insan ve Allah sevgisini öğretici hikayelerle okuyucuya aktarmıştır. Kelile ve dimne kitabına benzer hikayeleri kendi üslubuyla kaleme alan yazar, insanı ayakta tutan duygunun sevgi olduğunu belirtmiş.
Ayrıca mal ve mülk gibi dünyevi yanılgıların insana fayda sağlamayacağını hırsın her zaman insana zarar getireceğini, zengin ama mutsuz olmak yerine fakir ama mutlu olmanın daha iyi olacağı temasını incelikle işlemiş.
Alıp gideceğin nedir bu dünyadan kavga etmeyin kuzum tadında ilerleyen kitap Tolstoy hakkında da sizlere bilgi verecektir.
Lev Tolstoy