Kuşak tasnifi tezleri, bana her daim acımasız bir Roma politikası gibi gelir: Divide et impera. Yani böl ve yönet politikası. Zira tanımlanan kuşaklara atfedilen özellikler, zamanın ruhunun gerekleri ve bu gereklere oryantasyondan öte değildir. Ve dahi her kuşağın baskın özelliğini bir başka kuşakta görmek de mümkündür. Örneğin; Solon’un toplum tezlerinde bugün şikayet edilen mefhumların üzerinde sıklıkla ve sitemle durulmaktadır. Bir başka açıdan, her neslin -yaşca- üst bireyi alt bireyleri beğenmemekte ve eleştirmektedir. Buna ise dedemin babamı, babamın beni, benim ise kardeşimi beğenmemem/eleştirmem örnek gösterilebilir.
Asıl üzerinde durulması gereken husus, nesillerin destinasyonları, yani hedefleridir. Bu sebeple nesiller kendi içlerinde ve birbiri aralarında alışkanlık ve hedef perspektifi üzerinden bir çatışma var etmektedir. İnsanı, sınıfsal olarak ayırmak, sosyolojik açıdan insanın incelenmesini kolaylaştırır gibi görünmekle birlikte bir büyük bir yıkımın da seslendiricisidir.
Ezcümle: Kuşak yoktur; insan, zamanın ve ait olduğu kümenin çocuğudur.