8/10
·440 syf.··
2026 13. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 19:34
Kitabın kapağını kapattığımda soru işaretleriyle beraber bir boşluk oldu içimde. Şehnazla ve hayatıyla vedalaşmak beni bi üzdü. Kitabı çok sevdim aslında ama beni bazen biraz yordu. Çağrışımlarla ilerleyen, yoğun bilinç akışı kullanan , dallanıp budaklanan bir anlatı tarzı , hafızanın çalışma mantığını taklit eden parçalı bir anlatı diyebilirim. Örnek vermem gerekirse anneannesinin yaşadığı sıkıntıları anlatırken annesinin de sıkıntısını nasıl aileye sahip çıkmak zorunda kaldığı, bunu anlatacakken birden annesinin atanmadan önceki işini ve o işi nasıl bulduğunu anlatacak ya(tabii bu da başka bi konudan detay kısmı) Mahalledeki Bilmem ne abla sayesinde diye başlayıp o kadının hayatını detaylarıyla ve ölüm anını bile anlatıyor oturduğu Fil yokuşu sokağının tarihçesini kadının sevgilisinden öğrendiğine geçiyor o Tarihçe dikkatini çektiği için bunu okul ödevinde kullandığına, hocasının ona inanmadığına ve kavga ettiklerine özür dileme kısmına kadar ve oradan E’ye hissettiği aşk güzellemesine geçiyor oradan tekrar. İşte bu işi o abla bulmuş diye iş kısmını anlatıyor, iş kısmından babasıyla tanışma kısmına geçiyor, oradan sevgili oldukları hikayeleri anlatırken oradan nasıl evlendiklerine, neden evlendiklerine derken bir konu 150 sayfa sürüyor ortasındayken konu neydi ya oluyosunuz. Bide bana komşunun hayat hikayesini anlatana kadar kendi hayatının detaylarını da bi verseydi ya olmadım değil. Ama genel hatlarıyla heyecanla okuduğum bir kitaptı.
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267bin okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 23. kitabı
İlk olarak söylemeliyim ki bu kitap bana hiç yaşamadığım, tatmadığım doksanlı yılları öyle güzel ve içten hissettirdi ki; okurken hem içimi sıcacık yaptı hem de tuhaf bir şekilde tanıdık geldi. Çünkü karakterler o kadar gerçekçi ve bizdendi ki kitap boyunca kahkaha da hüzün de peşimi hiç bırakmadı. Mihrap, Asiye Teyze, Tülay ve Ayten Abla, Jüli, Dalyan, Şevket Dayı ve daha niceleri sayesinde o mahalle hissini iliklerime kadar hissettim. Okumaya başladığımda sakin bir hikâye beklerken, bitirdiğimde içimde tatlı bir burukluk ve karakterlere duyduğum özlem kaldı. Her sayfasında biraz hüzün, biraz umut ve bolca samimiyet bulduğum bir kitap oldu. Roman, doksanlı yılların sonunda bir mahallede yolları kesişen, birbirine tutunmaya çalışan insanların; özellikle de kadınların hikâyesine odaklanıyor. Sadece bir dönemi değil, komşuluğu, mahalle baskısını, dayanışmayı, aşkları tüm yalınlığıyla anlatıyor. Mihrap'ın hikâyesine ortak olmak o kadar güzeldi ki... Yazar dönemin ruhunu öylesine başarılı yansıtmış ki okurken arka planda çalan şarkıları duyuyor, mahallenin kokusunu alıyor ve o yılların televizyon programlarını, oradaymış gibi hissediyorsunuz. Mizah ve hüzün son derece dengeli sade bir şekilde abartıya kaçmadan harmanlamış. Karakterler hatalarıyla, korkularıyla, sevinçleriyle ve kırgınlıklarıyla son derece gerçekler. Sanki yan dairemizde oturan komşularınız gibiler. “Bizim Zamanımız”, geçmişe duyulan sıradan bir nostaljiden çok daha fazlası. Kaybettiğimiz değerlere, birlikte “biz” olabildiğimiz zamanlara ve her şeye rağmen Mihrab'ın hayat dolu mücadelesine bizi ortak eden çok değerli bir eser.
1000Kitap
Bizim ZamanımızSinem Sal · Karakarga Yayınları · 20211,853 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
777 midir peki?
6/10
·164 syf.··
2026 37. kitabı
Fena bir kitap değildi. Çekim yasasına giriş için uygun özellikle. Aynı şeyi defalarca tekrarlayıp beyninize kazıyor zaten böylece çekim yasası nedir kabaca öğrenmiş oluyoruz. Yine de gerçek dünyadan kopuk buldum yazarı. Hobini yaparsan iş yapıyor gibi hissetmezsin kendini ifade etmiş olursun, keyifle çalışırsın minvalinde koca bir paragraf var mesela ya da devamında topluma katkı sağladığınızı bilerek çalışırsanız keyif alırsanız tarzı bir konuşma.. sen bunu tarlada, fabrikada çalışmak zorunda kalan işçiye anlat bir de abla diyor insan içinden. İlişkiler konusunda da çok sığ kalmıştı mesela. Neyse uzun lafın kısası altı çizilecek satırları olan bir kitaptı. Demek ki benim ihtiyacım varmış bu kitaba ki elim gitmiş de okumuşum teşekkür ediyorum emeği geçen herkese
1000Kitap
Çekim YasasıNil Gün · Kuraldışı Yayınevi · 2018837 okunma
8/10
·392 syf.··
2026 30. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 19:36
"İnsan tek başına delirmiyor. Bu yolda ona yardım edecek birileri mutlaka çıkıyor." Esin bir gün kendini akıl hastanesinde bulur fakat buraya nasıl geldiğini hatırlayamıyordur. Geçmişi yavaş yavaş sis perdesinin açılması ile hatırlamaya başlar fakat yine de tam başarılı olamaz. "Ev" olarak adlandırılan bu hastanede hastalar "misafir", hemşireler "abla", başhekim ise "baba" olarak çağırılır. Bir de içeride neler olduğunu bilmedikleri dedikodulara göre devletin muhalifleri terörist olarak yaftalayıp daha sonra akıl hastası olarak yatırıp üstlerinde bir takım deneyler yaptığı bir M3 koğuşu vardır. "Ev"deki ablalardan Rikkat Hanım gençliğini yaşayamamış, düşmekten korktuğu için salıncağa dahi binememiş, annesinin gölgesinde kalmış onun gibi olamamış, yaşanabilecek bir aşkın kıyısından dönmüş ve yıllarca hep beklemiş bir kadındır. Geceleri rahmetli annesini evinde görmeye başlamış ve bir yandan geçmişi düşünürken bir yandan da Esin ile arkadaşı Canan'ı ve Adalı Yakup'u anlatmaya başlar bize. Hepimizin "misafir" olduğu bu dünyada akıl sağlığını koruyabilenler mi şanslı yoksa koruyamayanlar mı? Akıl sağlığını koruyabilen biri olmak ince bir çizgide mi gizli? Kime göre neye göre kaybediliyor bu denge ve içeride olmak ile dışarıda olmak çok da farklı olmayabilir mi? Yaşadığımız dünya "Ev"den biraz daha büyük bir akıl hastanesi olabilir mi? Herkesin yarası vardır fakat herkes bu yarayla baş edemeyebiliyor. Herkesin için yaşanmayı bekleyen hevesler, beklenen güzel günlerin özlemi, yitirilen zamanın hüznü olabiliyor. Nermin Yıldırım akıcı kalemiyle biraz da komplo teorisi ile süslediği "Misafir" romanında heyecanlı bir okuma deneyimi sunuyor. Acaba ne olacak diye merakla okudum kitabı. Birçok cümlenin altını çizdim. Beğenerek bitirdim ve herkese tavsiye ederim.
MisafirNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20252,987 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 37. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 18:58
Zavallı insanlık kendi bağrına hançerlemek cinnetine bir tedavi serumu bulamayacak mı? Sevgili arkadaşlar bu akşam size #HüseyinRahmiGürpınar kaleminden #kesikbas abla romanı ile geldim.. Bu kitap yazarın kurgusu kapsamı ve konusu itibarıyla tek polisiye romanı. Kesik baş önce İstanbul'un Seçkin gazetelerinden iktdam'da tefrika halinde yayınlanır kitap olarak ilk basımı ise 21 yıl sonra 1942 yılında Hilmi Kitabevi tarafından dönemin ihtiyaçlarına göre sadeleştirilmiş olarak kullanılır.. Gelelim kitaba Kitap nasıl başlıyor Nafiz efendi yoksulluk çeken kaynanası Refika hanım ile geçimsizlik yaşayan ve teselli içki de arayan bir adamdır bir akşam meyhane kapandıktan sonra sarhoş bir halde yolu düşer ve kaynanasının öfkesini dindirmek için pazardan devasa bir lahana alır. Lahanayı taşımakta zorlanan nafiziğin etrafının mahalle çocukları Sarar ve onunla Aliye derler Nafiz efendi karanlık ve susuz bir kuyuya düşer. Olay yerine polisler gelir ve kurtulması için kuyuya bir ip sarkıtır Nafiz efendi kendi lahanası zannettiği Bir nesneyi bağlayarak yukarı çekilmesini sağlar yukarı çekilen bohça açıldığında içinden kesilmiş insan kafası çıkar.. Soruşturmayı deneyimli ve uzman zabıta memurları Remzi ve Seydi efendiler devralır kesit başı incelemek için morga götürülür.. başka bir semtte kesik kol ve bacaklar bulunur bulunan bir parmağın üzerinde 22 Şubat 1923 tarihli ve isimlerinin yazılı olduğu bir alyans vardır Bence efendi gazetelere verdiği kayıp ilanla yaşlıca bir kadın yanıt verir kadın bulunan yüzüğü teşhis eder fakat kocasının ticaret ve tedavi amacıyla Paris'e gittiğini söyler. Feride hanım kesik başı teşhis eder ve kocasına benzediğini söyler Ayrıca takma dişinin olmadığını söyler.. ama şart treni ile İstanbul'a gelen bir yolcuyu gizlice takip eden görevler polis
Kesik BaşHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025572 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 42. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 14:09
17 Haziran’da Öğretmen Vidar’ın okulda bir öğrencisine şiddet uygulamasıyla başlayan süreci okuyoruz. Vidar okuldan uzaklaştırma aldıktan sonra babasının eşyalarını karıştırır ve yazdıklarının numarasını bulur. Bir dürtüü ile yazdığın numarasının tuşlar. Çalan telefonu açar. Vidar çocukluğuuyla konuşa bildiğini fark eder. Ama bir sorun vardır: her gün aynı gündür. Ve günlük sadece bir kere arama hakkı vardır. Vidar 17 Haziran 1986’daki Yaşananları tek tek kaydetmeye başlar. Bugünü aydınlatmanın tek yolu o gün ne olduğundan geçer. Kitabın sonunda o gün olanları hep birlikte öğreniriz. Aldatılan ve aldatıldığının farkında olan bir anne, iş seyahatlerine giden bir baba, anne babanın sürtüşmelerinden uzak durmaya çalışan abla ve bütün bunlara şahit olan küçük çocuk Vidar… O gün baba yine gider anne ise Vidar’ın yazdığı bir çizgi roman yüzünden evi terk eder. Vidar’ın yalnızlığı, korkusu, suçluluğu, acısı gözler önüne serilir.
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026927 okunma