İtilirsin, yerlere düşersin, kalkarsın, yeniden itilirsin. Kalkarız. Ağırsiklet boks şampiyonu karşısına çıkarılmış, şikeli maçın acemi cılız yumruk düşkünü gibi.
Bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen...
Sabah kadar açık, akşam kadar acı
Rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı
Acemi bir şarkı.
Umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum.
yavru kuşlar gibi acemi
bir duvardan bir duvara
kendini çarpan kalabalıklar
bir taştan bir başkasına
hangisi daha sert, yumuşak hangisi
hayır, onlar ne sersem ne acemi
apansız bir kapana kıstırılmışlar
o kötü,, bu kötü, şu da kötü
Elbette biliyorum senin değerini de ben
İçime bir ince sağanak gibi yağan
Öpüşten yumuşak yakınlığı ile
İnsana ömürler veren sözlerinin
Yıkayıp yüreğimin acemi yerlerini
Bulutsuz bir gök gibi dingin ve derin
Daha bir güzelleştiriyorum gülüşümü
yolu ilk kez düşse de, buraya kalmak için gelen asıl günahkârlar hemen belli olur. onlar bizdendir. bakışlarında sizlerdeki gibi tedirginlikle karışık acemi bir heyecan değil, yolun sonuna gelmenin ve dibe vurmanın berraklığı vardır. birahanede ömrünü tüketenler o bakışı bilirler, biliriz.
gözünüzde o bakış varsa, vardır. geriye kalanlar yabancıdır. yabancı olduğunuzu anlarlarsa -ki anlarlar- o zaman canınızı sıkarlar, sizi üzerler. kırılan kalbinizin karşılığında benim adımı verecek olursanız...
vermeyin!