Yürek Kocamaz, Ağzınızın Tadı Bozulmasın!
10/10
·248 syf.··
2026 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 08:00
Ben bir kitabı elime aldığımda okumaya başlamadan önce küçük bir ritüelim vardır. Önce sayfa sayısına bakarım, sonra varsa önsözü okurum. Kitabı okurken de arada gayriihtiyari kaçıncı sayfada olduğuma bakarım. Ama Altı Harfli Bir Tatlı’da bir noktadan sonra bunun hiçbir önemi kalmadı. Kitap beni aldı götürdü. Şermin Yaşar’ın bu kadar basit cümlelerle, bu kadar yalın bir anlatımla insana böylesine dokunabilmesi bence gerçekten büyük başarı. Kitapta büyük laflar, karmaşık anlatımlar, gösterişli cümleler yok. Ama tam da bu sadelik yüzünden bazı yerler insanın içine daha doğrudan işliyor. Okurken birkaç kez içimden “aaay, kıyamam” dediğimi fark ettim. Çünkü karakterlere dışarıdan bakmıyorsunuz, ister istemez onların kırgınlığının, yalnızlığının, bekleyişinin içine giriyorsunuz. Evet, bazı okurlara yer yer fazla acıklı gelebilir. Bunu anlayabilirim. Ama bana kalırsa bu kitap acı çektirmek için değil, unuttuğumuz bazı duyguları hatırlatmak için yazılmış. Özellikle yaşlılık, aile, ihmal edilmek, görülmemek ve insanın sevdiklerinden küçük de olsa bir ilgi beklemesi çok sade ama etkili bir şekilde anlatılmış. Kitabı bitirdikten sonra insan ister istemez kendi çevresindeki insanlara başka türlü bakıyor. En azından bende öyle oldu. “Nasıl olsa yanımda”, “nasıl olsa biliyor”, “sonra ararım”, “bir ara giderim” dediğimiz insanların aslında beklediğini, kırıldığını, özlediğini daha fazla düşünüyorsunuz. Bence bu kitabın en temel cümlesi şu olabilir: Henüz sevdikleriniz hayattayken onlara “seni seviyorum” deyin. Çünkü bazı şeyler geç kalınca sadece hatıra oluyor..”hatıra” bile olmuyor belki.. “İnsan en çok da unutulduğunu hissettiğinde kırılır.”
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,9bin okunma
El cordobes
10/10
·364 syf.··
2026 45. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 01:17
İspanya iç savaşını duymuşluğum vardı sadece okurken allak bullak oldum. Birinci Dünya Savaşı- İspanya İç Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı yılları… İnsan ne kadar kötüleşebilirin cevabını görmeyen toprak parçası kalmış mıdır yeryüzünde? Konumuz İspanya savaşı değil, konumuz arenalarda olabilmek için aç susuz yollar aşan, horlanan, sürgün edilen, ölümle burun buruna gelmiş olan El Cordobes. Biyografiden ziyade anılar toplanmış, sadece El Cordobes’in anları değil onun hayatında acı tatlı izi olan neredeyse herkesin anıları… Kitabın adı daha bir iç acıtıcı Manuel Benitez, doğduğu gün o da bizim gibi aç kalacak diyerek ağlayan ablası Angelita’ya arenaya çıkmadan şunu söyler “ Bugün sana ya bir ev alacağım ya da yasımı tutacaksın.” Kitabın özet cümlesi budur. Mutlaka okuyun…
Yasımı TutacaksınLarry Collins · Payel Yayınları · 1993427 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·207 syf.·
2026 15. kitabı
"Leylim Leylim," Ahmed Arifin kaleme aldığı, okuyucuyu derinden etkileyen bir eser. Kitap, insan ruhunun en karmaşık ve hassas köşelerine dokunan, hayatın acı tatlı gerçeklerini ustalıkla harmanlayan bir anlatıya sahip. "Leylim Leylim," edebi değeri yüksek, okuyucuyu hem düşündüren hem de derinden hissettiren, unutulmaz bir deneyim sunan bir kitaptır. Bu kitap, bir erkeğin bir kadına yazdığı aşk mektupları olmanın çok ötesinde, bir insanın bir başka insana ruhunu tamamen çırılçıplak soyarak sunmasıdır. Ahmed Arif, Leylâ Erbil’e ego yapmaz, kibirlenmez; ne kadar çaresiz, ne kadar muhtaç ve ne kadar yalnızsa, hepsini olduğu gibi sayfaya döker. Günümüzde insanların birbirine hep "en güçlü", "en kusursuz" hallerini göstermeye çalıştığı bu vitrin çağında, Ahmed Arif’in bu korkusuzca paylaştığı zayıflığı ve muhtaçlığı bana çok asil geliyor. Kavuşamamış olmaları bu aşkı kirletmemiş, aksine onu zamansız ve dokunulmaz bir edebi anıta dönüştürmüş. Şiir okumak satırlara bakmaktır, bu mektupları okumak ise doğrudan o şairin kalbinin atışını dinlemektir.
Leylim LeylimAhmed Arif · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201318,7bin okunma
10/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 22:49
Keşke duyabilseydi pişmanlığımı. Keşke yaşadığım acıyı duyumsayabilseydi. Keşke bilseydi onu ne kadar çok sevdiğimi. Keşke... ◇ KEŞKE, uzun zaman sonra duygu ve düşüncelerimi derinden etkileyen, bana yeni bilgiler kazandıran bir kitap oldu. Neden daha önce karşıma çıkmamış? Daha önce neden okumamışım ? Her şeyin doğru bir zamanı olduğuna inanırım ve bence kitabı anlayabileceğim en doğru zamanda okudum. ◇ Kitabımız ülkemizin 1940 - 1980 yıllarına bir nevi ışık tutuyor. Dönemin eğitim ve siyasi yanını bizlere Köy Enstitüleri'nde eğitim almış iki öğretmenin hikayesi üzerinden anlatıyor. Köy Enstitüleri'nin kuruluşundan kapanmasına, kapanmasının nedenlerine ve dönemin iç ve dış siyasetini okuyoruz. Yazarın konuyla ilgili yaptığı araştırmalar kitabın sonunda kaynakça kısmında yer alıyor. ◇ Köy Enstitüleri denilince akla ilk olarak İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel geliyor. Köylere öğretmen yetiştirmek için kurulan bu enstitülerde tarih, coğrafya gibi derslerin yanında ziraat, dikiş nakış, hayvancılık, marangozluk, müzik, tiyatro gibi çeşitli dallarda da eğitim veriliyordu. Günümüzdeki eğitim anlayışından çok farklı olarak uygulamalı eğitim gördüler. Doğruyu söylemek gerekirse onları çok kıskandım. Öğrencilerin her alanda yetiştimelerinin sağlanması o dönem için çok büyük bir şeydi. Benim bu konu hakkında çok fazla bir bilgim olmadığı için her sayfayı merak içerisinde çevirdim. ♡ Fikret ve Sabia öğretmenin hikayesi ise aşk, fedakarlık, özlem ve pişmanlık dolu. Zamanında söylenmemiş, eksik bırakılan her cümlenin ağırlığı altında birbirlerinden ayrı geçirdikleri yıllar. Hayatın onları tekrar bir araya getirmesi ise tesadüf mü kader mi ? Tarık, Doktor Sabia, Fatma, Mehmet, Fikret ve Öğretmen Sabia. Kaderleri birbirlerine bağlanmış 6 kıymetli insan. Her birinin
Edebiyat
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20212,024 okunma
10/10
·392 syf.··
2026 44. kitabı
"Başka birine aşık olursam onu asla özgür bırakamam." Tanıtımını gördüğümde o kadar aklım kaldı ki, alır almaz bekletmeden okudum. İyiki de öyle yapmışım gerçekten çok iyiydi tek eleştirim sonunun inanılmaz hızlı olmasıydı, bir tık daha geniş, duyguların daha hissettirildiği bir son olabilirdi. Dram çok seviyorum ben ya. İki karakterde kalbimde yer etti. Kitabı sadece bir aşk kitabı olarak düşünmeyin çünkü çok fazla his barındırıyor aile, kardeşlik, dışlanmışlık yanında farkındalık, adanmışlık, acı ve tabiki AŞK... Wren; annesi babası küçükken ayrılmış, şimdilerde nişanlı, işinde başarılı bir mimar. Bir gün gözleri önünde -bir konuşmaya şahit olmasa da- bakışlardan nişanlısının yanında çalışan bir kadınla olan bağını görür, bunun ne anlama geldiğini içinde çözmeye çalışırken de nişanlısı gelip o kadına aşık olduğunu söyler. Ve böylece hayata dair planları düğünüyle beraber iptal olur. Yaşadıkları yerde onları sürekli el ele, mutlu görmeye başlayınca da annesi biraz kafasını dağıtması için babasının yanına gitmesini ister. Hikayemiz de böylelikle başlar aslında... Babası da zamanında annesini başka biri için terk etmiştir, işte böyle durumlarda terk edilen sadece büyükler değil asıl etkilenen çocuklar oluyor. Babasının diğer eşinden olan kızıyla yakınlığını her gördüğünde kendini hep dışlanmış hisseden Wren'in o yüzden kız kardeşiyle aralarında hep bir nasıl derler uzaklık olmuş. Ama dışa dönük, çılgın kardeş bu boşluğu bu sefer kapatmaya niyetli, Wren'e yakın davranıp, geldiği gibi onu bara götürüp zaman geçirmek ister. İşte orda karşılarlar Anders'le de. Bir göz teması bir bakış yetmiştir aslında ama Wren daha yeni bir ilişkiden çıktığı için böyle bir şey düşünmek istemez. Ama bilirsiniz ki bazı şeyler elde değildir. Anders; 4 yıl önce eşini kaybetmiş, formula
Yalnızca Aşk Bu Kadar AcıtabilirPaige Toon · İndigo Kitap · 20263 okunma
Kör Baykuş'un Mistik Kibri ve İnsan Olma Beceriksizliği
8/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 08:15
Kör Baykuş bitti bitmesine ama insanın burnunun direğine o mezar kokusu, o odadaki afyon dumanıyla karışık çürüme hissi yapışıp kalıyor işte. Kitabı kapatınca, bu kitabı sadece güzelleme yaparak yorumlayan, incelemesini yazan insanların bana kızacağını düşünüyorum; çünkü burada o körü körüne yapılan güzellemelerin tamamen dışına çıkıyorum. Fakat tüm bu sert eleştirilerime rağmen bu kitabın ruhuma bıraktığı o tekinsiz tadı, o her cümlesindeki muazzam doygunluğu ve entelektüel doluluğu asla inkar edemem; çünkü bu satırların arkasında müthiş bir akılcılık, insanı çarpan muazzam bir zeka ve muazzam bir kurgu dehası var. İşte o odadaki lambayı yakıp o yoğun karanlığı biraz dağıttığımda karşıma çıkan şey, sadece dış dünyanın sahteliğinden kaçan yaralı bir kurban değil; meşru bir yalnızlığın ürettiği o narsisistik kibir ve "tanrılaşma" krizidir. Anlatıcı o fildişi kulesinden dışarıya öyle bir tiksintiyle bakıyor, o insanları "ayak takımı" diyerek öyle bir yaftalıyor ki, aslında o insanların sadece hayatı ıskalamadan, o acı-tatlı dengesiyle, yani basitçe insan olmanın o en yalın doğasını yaşadıklarını gözden kaçırıyor. Kendini o kadar yukarıda, o kadar benzersiz bir acı eşiğinde konumlandırıp çevresinin sığlığına o kadar odaklanıyor ki, bir süre sonra kendi içindeki o meziyetleri besleyecek somut bir alan bile bırakmıyor ve ortada sadece devasa bir başkalarından iğrenme seansı kalıyor. Kaldıramadığı, o ağır buhranın altında ezildiği asıl ikilem de tam burada düğümleniyor zaten; ya o nefret ettiği kalabalık gibi yalın ve filtresizce insan olmayı beceremiyor, o hayata katılamıyor ya da o sığ çevrede entelektüel olarak gerçekten tek ve nadir bir yerde durduğu için bu benzersiz yalnızlığın yarattığı o narsisistik hapishanede kendi kendini imha ediyor. Kozmik bir sonsuzluğu
Kör BaykuşSadık Hidayet · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202436,7bin okunma