Yunanistan Türkleri derken, hiç şüphesiz bugün Yuna-nistan adını taşıyan devletin sınırları içinde yaşayan, fakat ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören, aşağı yukarı, Amerika'daki Zencilerle aynı kadere sahip olan ırkdaş-larımızı anlatmak istiyoruz. Yoksa, bugün Yunanistan denilen devlette, "Yunanlı" denen ve eski Helenler'in dilinden bozma bir dille konuşan topluluğun eski Yunan-lılarla hiçbir ilişkisi bulunmadığını, bunların Yunan kül-türü ve Ortodoks mezhebiyle birleşen ve kan bakımından çoğunlukla İslav ve Arnavutlar'dan bozma karışık bir millet olduğunu biliyoruz.
Bu karışık millet kendisini hem eski Yunan'ın, hem de Bizans'ın devamı ve torunları saymak gibi gülünç bir te-zadın içinde, Megalo İdea'nın hülyasıyla sarhoş bir top-luluktur. Bizans'ın eski Yunanla kan bakımından ilgisi bulunmadığı tarihî bir gerçektir. Fakat bütün bu aykırı-lıklara, gülünç tezatlara rağmen Yunanistan, Batı'nın şımarık çocuğudur. Onlarda eski medenî Yunan'ın deva-mını tahayyül eden Batılılar'ın maddî ve manevî yardım-larıyla bir Yunan devleti kurulmuş, ne gariptir ki tarih sahnesinde gözüken her devletin zaferlerle büyümesi sos-yal bir kaide iken Yunanistan bir buçuk asırlık tarihinde hemen daima yenilerek çıktığı savaşlara rağmen, tıpkı dayak yedikçe büyüyen Tepegöz gibi, daima büyümüş, büyüdükçe de iştahı artmıştır.
Yunanistan'ın haksız yere desteklenmesinin son örne-ğini Kıbrıs davasında Amerika Başkanı Johnson vermiş, Kıbrıs Türkleri'nin öldürülmeye kadar varan kıyıcılık-lardan kurtarılması için yapılacak Türk çıkartmasına engel olarak hem NATO davasına darbe vurmuş, hem de durup dururken Türkiye'de bir Amerikan düşmanlığı doğmasına sebep olmuştur.
NATO davasına vurulan darbe demekten maksadımız şudur: İkisi de NATO'nun üyesi olan bu devletlerden Türkiye her bakımdan Yunanistan'a
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İkimiz de farklı şeyler araştırıyorduk. Don ne kadar acil olursa olsun, prenslere yardım etme sözümü unutamıyorum. Ve onların garip, karmaşık eş bağlarını gördükten sonra, efsanevi bataklık cinleri hakkında bir metin bulursam bu durumu anlamlandırabileceğimi düşünmüştüm. Ama böyle bir şansım olmadı.
"Felaketlerin sosyolojisi" alanındaki araştırmaların bu aşamasında en önemli soru, tek seferlik bir felaketi, gelmekte olan bir dizi yoğun, tekrarlanan ve büyük ölçekli olan felaketle karşılaştırıp karşılaştıramayacağımızdır. "Toplumların dayanıklılığı” bir çöküş süresince aynı şekilde işlemeye devam edecek midir? Bundan daha az kesin şey yoktur. Savaş zamanlarında (özellikle de iç savaşlarda) toplumsal düzen o kadar hızlı bozulur ki en barbarca eylemler en "normal" nüfuslarda ortaya çıkabilir, bunu biliyoruz. Bununla birlikte -ki bu en azından bir kazanımdır- tahmin edilmeyen ve tek seferlik bir felaketin merkez üssünde, insanların başlı başına önemli olan bu beklenmedik kapasiteye sahip olduğunu biliyoruz.
Bir yanda yardımlaşma ve diğerkâmlık, diğer yanda rekabet ve saldırganlık, bunlar aynı madalyonun, insan doğasının iki yüzüdür. Bunların bir insanda veya toplumdaki ne oranda görüldüğü sayısız etkene bağlıdır. Binlerce yıllık gizli bir tarif gibi, yardımlaşmanın muhteviyatı, yani bu hassas simya da incelikli ve karmaşık kalmaya devam ediyor. Bugün davranış bilimleri, insan grupları içindeki işbirliğinin çok hızlı bir şekilde rekabete dönüşebileceği gibi bunun tersinin de aynı şekilde geçerli olabileceğini keşfediyor. Ayrıca çok sayıda çalışma ve gözlem, vahşi doğada en güçlünün sözü geçtiğine ve herkesin herkesle savaştığına inanan liberal toplumumuzun kurucu mitiyle çelişmektedir. Bu araştırma alanı, kolapsolojinin en heyecan verici ve en acil konularından biridir.
Kimse çöküşün toplumsal dokusunun ne tür ilişkilerden oluşacağını söyleyemez ama yardımlaşmanın önemli hatta belki de temel bir rolü olacaktır. İşin aslı, bireyciliğin yalnızca enerji zengini bir toplumun karşılayabileceği bir lüks olduğu açıktır. Herkesin "500 enerji kölesi " varken neden birbirimize
Sevgi,
Beynin en büyük gücü,
En büyük dayanağıdır.
Bilinçaltında her durumda yardım alacağınız, bir sığınaktır.
Beynin imdat butonu, acil çıkış kapısı, acil servisidir.
Beynin, en derinden hissettiği duygudur.