Gayritürkler daha mesuttu. Askere gitmiyorlar ve büyük devletlerin himayesine mazhar olduklarından boyuna çocuk yapıyorlar ve zengin de oluyorlardı. Avrupalılar “Türkler adam olmazlar.” diyorlar ve hristiyan unsurun terakkisine her cihetten yardım ediyorlardı. Büyük devletler aralarında bir harp çıkmasına sebep olmadan “hasta adam” dedikleri Türklerin mirasını paylaşma planını çiziyorlardı. Türklerde de “artık biz adam olmayız” kanaati uyanmıştı. Çünkü yukardaki acıklı hallerden başka maneviyatı kıracak daha çok şeyler vardı.
Körmös
Türk söylencelerinde ölen ruhların dönüştüğü varlıklar Körmös ismiyle anılır. İyi insanların ruhları Aruu Körmös'e, kötü ve ayıplı insanların ruhları ise Caman (Yaman) Körmös'e dönüşür. Altay söylencelerinde bir de eziyet çeken acıklı ruh manasında Gal (Ateş) Körmöslerden bahsedilir. Sadece eziyet çekerler, kötülük veya iyilik yapmazlar. Aruu Körmösler; insanlara yardım eden, ailelerini koruyan ve Tanrıça Ülgen'in emrindeki ruhlardır. Caman Körmösler ise yeraltı dünyasında Erlik'e hizmet ederler. Bunlara Sokor (Kör) Körmös dendiği de olmaktadır. Körmösler gün doğumu ve gün batımı saatlerinde kendilerini gösterirler. Bu saatlerde uyuyan insanların ruhlarını çalabilirler. Çünkü Altaylarda bilinir ki uyuyan inanların ruhları bedenlerini terk eder. Ve Körmösler tarafından ruhları kaçırılabilir. En iyisi o saatlerde uyumamaktır.
Sayfa 152 - Holden Kitap, 5. Basım, İllüstrasyonlar: Aslı Ekim
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı susamıyorum sevgilim çünkü havada sesimi doğuran bir esir var bütün çilingirleri sofralara çekerek kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum kapısında kaldıkları sahiden evleri mi? bir kilidi açmak kolay değil o kadar hırsızın belki de yoktur kabahati! ** selam ile insan insana iliklenir başında ortasında ve sonunda yine selam çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim ** bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov! kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül ** ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar ** çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor ** bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan vardım ki seni sevdim seni sevdim evler arasından bir evdin
DERGAH
ABD demek Emperyalizm ve Sömürü demek.
İkinci Dünya Savaşı sonu. Modern emperyalizm, Türkiye'yi kendi etki alanı içine almak istiyordu. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman adına “Truman Doktrini” daha yeni çıkmıştı. Türkiye'nin bugünkü acıklı durumunun başlangıcı ve kaynağı olan Truman Doktrini altında modern emperyalizm; ekonomik, politik ve stratejik çıkarları için, özellikle geri kalmış ülkelere yardım maskesi altında sömürü ağlarını germeye başlamıştı.
Sayfa 157 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Ama biz sormayı sürdürelim: Diğer tüm kültürel başarılarla ne elde edildi? Bunun ürkünç yanıtı ortadadır: İnsan hiçbir korkudan kurtulmadı, dünyanın üzerine karanlık bir kâbus çöktü. Şu ana kadar akıl acıklı bir başarısızlığa uğradı, özellikle de herkesin kaçınmaya çalıştığı şey, dehşet verici bir hızla ilerliyor. İnsan muazzam işler başardı, ama bunun karşılığında dünyanın uçurumunu derinleştirdi; insan nerede duracak, durabilecek? Son Dünya Savaşı'ndan sonra ümidimiz akıldı; şimdi yine ümit ediyoruz. Ama insanlar atom parçalanmasının sunduğu olanaklar karşısında daha şimdiden büyüleniyor ve Altın Çağ beklentisi içine giriyorlar - tahribatın akıl almaz boyutlara ulaştığının en büyük kanıtı bu. Ve bütün bunlara neden olan kim? Güya zararsız, yetenekli, buluşçu ve sağduyulu olan ama maalesef demonizminin bilincinde olmayan insan ruhu. Evet bu ruh, kendiyle yüz yüze gelmemek içion her şeyi yapıyor ve herkes canla başla ona yardım ediyor. Aman, psikoloji olmasın da ne olursa olsun, çünkü bu sapma insanın kendisi hakkında bilgi sahibi olmasına yol açabilir! Onun yerine, hep karşı tarafın suçlanabildiği savaş olsun daha iyi. Üstelik de, tüm dünyanın, korkulup kaçılan şeyi adeta çıldırmış gibi yaptığını kimse fark etmiyor.
Alıntı
bir sergi hikayesi
1967 kışı olabilir, aylardan Ramazan. Çalışacak yer bulamamış, idareye başvurmuştum. Bana fakültenin bir sınıfını verdiler. Geceleri çalışıyorum. İftarı da orada açıyorum. Bir seferinde elektirik ocağında patates haşlarken tencereyi ocakta unutup bodrum katında çerçevelik çıta aramaya inmişim. Döndüm ki ne göreyim sınıf bir yana bütün kat duman içinde. Su bitmiş, tencere erimiş, döşemedeki marleyler tutuşmuş. Aklım başımdan gitti. Hademeler ile yetişip yangını söndürdük. Resim aşkına neredeyse üniversite binasını yakacaktım. Kendine başka bir yer bul diyerek beni oradan attılar. Kaloriferi yanan sıcak bir mekân idi. Kaldık mı ayazda. Talebe derneğinin şehir içindeki soğuk merkezine sığındım. Eksi 20-25 derecede palto omuzumda çalışıyorum. Ne de olsa serde gençlik var. Çalıştık-çabaladık, Halk Eğitim Binası'nın sergi salonunda eserlerimizi sergiledik. Bir hocamızdan pikap rica etmiş, Klasik Batı Müziği plakları almıştık. Hiç unutmam, o yıllarda piyasaya Mintips-Frutips marka şekerlemeler çıkmıştı, fiyakalı. Onlardan da yeter miktarda depoladık. Her şey hazırdı. Cumartesi öğleden sonra açılış yapılacak. Davetiyeleri dağıtmıştık. Şansa bak, perşembe akşamından itibaren kar yağmaya başladı. O yıllarda Erzurum'da kar bir başladı mı, durmak bilmezdi. Cumartesi günü dizleri geçmişti. Öyle bir soğuk ki, dalda duran kuşlar pit pıt yere düşüyor. Arkadaşlardan biri hastalandı, gelemedi. Ben karikatürist arkadaşla yurttan çıkıp güç belâ Halk Eğitim binasına vardım. Neyse ki kalorifer yanıyor, içerisi sıcak. Pencere önüne iki sandalye çekip sigaraları yaktık. Ne gelen var ne giden. Sokaktan köpek bile geçmiyor. Birbirimizin yüzüne baka baka, klasik müzik eşliğinde aldığımız şekerlemeleri yemeye başladık. Hiç konuşmuyorduk. Arada bir mahzun gözlerle tabloları süzüyor, sonra