‘‘Ez li vir nasekinim, ez ê biçim çolê.’’
10/10
··
Beğendi
Xeyrî’nin tek başına kalışı ve yaralı hali beni derinden etkiledi. 13 gün boyunca aç kalması, çaresizlik içinde bir eve sığınması ve “ben açım” demesi sahnenin ağırlığını daha da artırıyordu. Fermê ananın ağlayıp üzülmesi, onun mücadelesine inanması ve yaşananlara rağmen ayakta kalmaya çalışması çok sarsıcıydı. Evin ve kardeşi Mizgin’in Xeyrî’ye olan düşkünlüğü, özellikle Mizgin’in içinin içini yemesi ve Evin’in de aynı şekilde derin bir üzüntü yaşaması bu acıyı daha da yoğun hissettirdi. Onu yolcu ederken yaşanan duygular, vedanın ağırlığı ve sahnenin genel atmosferi okurken tüylerimi ürpertti. Hele “tuz, un, yağ kızartılmış” ve “Heval Bêrîtan’ın helvası” gibi sözler bende çok güçlü bir etki bıraktı, adeta içimi parçaladı. Bu olaylar bütününde Xeyrî’nin yaşadığı yalnızlık, açlık ve hayatta kalma mücadelesi beni çok etkiledi ve uzun süre aklımdan çıkmayacak bir iz bıraktı. Henüz kitabın 40. sayfasına kadar okumama rağmen bu kadar etkilenmiş olmam, hikâyenin ne kadar güçlü ve sarsıcı bir anlatıma sahip olduğunu gösteriyor. Gülümse Ölüm Utansın 2
Kurdî
Gülümse Ölüm Utansın 2Xeyri Garzan · Aryen Yayınları · 2018189 okunma
6/10
·160 syf.··
2026 132. kitabı
Açlık’ı okurken kendimi bir hikâyenin içinde değil, dağılmakta olan bir zihnin içinde buluyorum." açım" ama bu açlık çoğu zaman fiziksel olmaktan çıkıp, kendi kendini sabote eden bir bilince dönüşüyor. Sokaklarda dolaşırken gururuma tutunuyorum, ama bu gurur çoğu zaman beni hayatta tutmak yerine daha da aşağı çekiyor. Knut Hamsun’un en güçlü yanı, bu iç çözülüşü filtresiz vermesi. Ama tam da burada sorun başlıyor: Roman yer yer aynı döngüye saplanıyor. " Düşünüyorum, çöküyorum, toparlanır gibi oluyorum ve yeniden dağılıyorum" Bu tekrar hissi bir noktadan sonra derinlik değil, yoruculuk yaratıyor. Yine de inkâr edemem; bu metin rahatsız edici derecede gerçek. Çünkü ben sadece aç değilim—tutarsızım, kibirliyim ve kendi yıkımımda pay sahibiyim. Kitap beni etkilemekten çok huzursuz ediyor. Ve belki de en güçlü yanı tam olarak bu: sevdirerek değil, sürükleyerek değil, rahatsız ederek akılda kalıyor.
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·244 syf.··
2026 26. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 14:36
Ne okudum neden okudum ya. Baştan söylüyorum bu kitap güzel falan değil. Okuması keyifli hiç değil. Hatta yer yer cinnetlik.-Ben tamamında cinnet geçirdim ama olsun.- Kitap ikiye ayrılıyor. Paris ve Londra. Birini seçmem gerekirse Paris kısmı daha akıcı ve etkileyici. Özellikle o mutfak sahneleri… dışarıdan şık görünen restoranların arka tarafında insanların resmen köle gibi çalıştırılması. Emek sömürüsünü öyle bir hissettiriyor ki, okurken açlığı bile hissediyorsunuz. Burda hakkını yiyemem . Gelelim sinir krizi kısmına. Arkadaş adamlar günlerce aç. Gerçekten aç. Böyle midelerine taş bağlayacaklar artık. Donlarına kadar rehinciye veriyorlar üç kuruş için. Ama haftada otuz frang içkiye para ayırıyorlar. Püüüü. Yani açlıktan miden sırtına yapışmış ama içkiden vazgeçmiyorsun. Sonra da açım, açım diye dolaşıyorsun. Eeee zıkkım iç be adam! Gitte ekmek falan bir şey alsana o paraya. Sonra sayfalarca zırlıyorsun açım aç diye. Ve Boris…Boris senden özellikle nefret ettim ya. Ama dürüst olayım, Orwell senden de beter. Adam ne dese sorgusuz peşinden gidiyor. Hiç mi akıl yok? Hiç mi ben ne yapıyorum deme yok? Okurken sürekli amip misin? diye bağırasım geldi. Kaç kere zort oldun. Ama hâla neden devam ediyorsun. Bıyığına senin ya.. neyse ki kitap samimi. Yaptığı hataları falan şeffaf şekilde anlatıyor. En azından bu güzel. Ama bu samimiyet okumasını kolaylaştırmamış. Bu samimiyet sinir bozucu.Çünkü sadece sistem değil, karakterin kendisi de delirtiyor. Londra kısmı daha da zayıf. Sürekli aynı döngü: iş yok, para yok, yatacak yer yok. Bir noktadan sonra bayıyor. Sonuç olarak:Bu kitap çok sinir bozucu.Okumasam da olurmuş dedim. Kaldırıp fırlatasım var sinirlendirdi bu kitap beni. Puanım: 6/10 o da emek sömürüsünü bu kadar iyi hissettirdiği için. Okumasanız da olur boşverin.
Kitap Alıntısı
Paris ve Londra'da Beş ParasızGeorge Orwell · Can Yayınları · 20248bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 1. kitabı
·
260 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2026 06:19
Oyununu uzun zaman önce oynamıştım. Kitabını yıllar sonra okuma fırsatım oldu. Normalde beklentim Connor'ın gözünden anlatılmasıydı. Çünkü o dönem hikayeden çok oyunun atmosferini ve oynanışını sevip ona odaklanmıştım oynarken ve o dönem ingilizcem iyi değildi. Onun için hikâyeyi tam okuyamamıştım.(Gerçi çok anlaşılmayacak bir tarafı yoktu bütün AC oyunlarında konu aşağı yukarı bellidir) Bu sebeplerden dolayı Haytham'ın gözünden anlatılınca ilk başta hayal kırıklığına uğradım. Çünkü hikâyeyi tekrardan daha detaylı görmek istiyordum ama sonradan iyiki de bu şekilde olmuş dedim. Yani oyunda baktığımız zaman Haytham dümdüz kötü bir karakter gibi gösteriliyordu bence. Bu kitapta olaya farklı bakış açısıyla güzel yaklaşılmış. O karakterin de hayatında ne kadar zor süreçlerden geçtiğini, kandırılıp çoğu zaman tuzağa düşürülmelerini vs. görünce Haytham'a olan bakış açım değişti. En azından nötrüm şu an o karaktere karşı. Connor ise gerçekten saf, temiz, iyi niyetli bir çocukmuş her ne kadar annesi gibi asi savaşçı bir karakter olsa da ustalarına sadık bir karakter.
Assassin’s Creed - SahipsizOliver Bowden · Epsilon Yayınevi · 2017205 okunma
Ebedi Aşkın ve Ölümün Sırrı
9/10
·208 syf.·
2025 95. kitabı
Bu kitabın ( Sır: Aşıklar Ölmez ) yazılışındaki esas gaye nedir diye sorarsan... O, fani dünyaya dalıp da asıl yurdunu unutanlara, "Ölüm, bir yok oluş değil, bir hayat elbisesini sırtından çıkarıp asıl varoluşa kavuşmaktır" sırrını vermeyi hedefler. O yaşlı adamı (Yahya Efendi'yi) okudukça içime bir korku düştü ama bu ölmek korkusu değil, Allah'a mahcup olarak ölmek korkusuydu. Ölüme hazır olamamak... İşte yeni bakış açım budur; korku, mahcubiyete dönüştü. Hikaye, Kanuni Sultan Süleyman'ın süt kardeşi, İstanbul'un dört manevi muhafızından biri addedilen Yahya Efendi'nin hayatında ve sohbetlerinde geçiyor. 16. yüzyıl İstanbul'u, denizin gümüş rengi parladığı Beşiktaş sırtları, derin bir nefes alıp başını gökyüzüne çevirdiğin her yer, kitabın mekanıdır. En çarpıcı sahnesi mi? Yahya Efendi'nin Kanuni'yi dahi uyarmaktan çekinmediği o anlar ve şu cümlesi: "Ölüm ansızın gelmez, insan beklemeyi unutur." İşte bu cümle, ölüme olan bütün bakışımı değiştirdi. Yazar Fatih Duman 'ın anlatım dili, öyle ağır, öyle karmaşık değil; tam tersine, akıcı ve şiirsel bir sadeliğe sahip. Sanki bir dervişin içten ve samimi sohbetini dinler gibi hissediyorsun. Betimlemeler düşündürücü, lafı uzatmadan kalbe dokunuyor. Bu kitap seher vaktinde, yani dünyanın gürültüsünün dindiği, gönlün sessizliğe erdiği anlarda okunur. Ya da sonbahar ve kış mevsimlerinin o tefekkür kokan vakitlerinde... En güzel eşlikçi ise, nefs-i emmareyi terbiye eden, damağı yormayan sade bir su ya da nefesi yumuşatan, dumanı ile ruhu dinlendiren bir bardak taze dem çaydır. Hangi makâm ile okunur? Elbette ki klasik Türk müziğinin o derin, o içli tasavvuf makamlarıyla. Bir neva makamı, bir hicaz makamı... Hele bir de ney sesi eşlik ederse... İşte o vakit, ruhun huzur bulur. Bu kitap, sadece
Aşk’ın Hâlleri
Sır: Aşıklar ÖlmezFatih Duman · Nesil Yayınları · 20153,111 okunma
Aydınlanma!
Puan vermedi·256 syf.··
2025 2. kitabı
·
99 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 00:46
Felsefe görünen değil görünenin altında yatan anlamdır aslında. Felsefe size doğrudan bişey söylemez, sizin anlamanıza ve yorumlamanıza bırakır. Özü budur; hazırsanız anlarsınız. Bulantı da böyle bir kitap. Bana göre ciddi anlamda varoluş sorgulatan, insanın günlük rutin hatta detay arasında kendini unutmasını hissettiren bir kitap. Bizim satır aralarında “burda ne anlatıyor ya” diye bulandığımız yerlerde muhtemelen Sartre “burda ne işim var benim” falan diyordu. Bir dizi gündelik akış içinde kendi arzusuna, kendi isteğine, kendi özüne yani varoluşuna yabancılaşmak aslında… bu yabancılaşmayla yüzleştiğinde de derin bir bulantı hissetmek. Ama bulanmak iyi bişey baktığınızda… bişeylerin yolunda gitmediğini görmeyi de sağlar temelde… bulanmıyorsanız henüz kendinizle yüzleşmediniz demektir. Küçük Prens ne demişti Kendini sorgulayabilenler ancak gerçek bir bilge olabilirler. Gürültüde sorgulayabiliyor musunuz kendinizi? Ya da şöyle sorayım! Açken sırf ayıp olmasın diye karşınızdakine mi bırakıyorsunuz o son lokmayı! Tebrikler Karşınızdakine “açım ve bu son lokmayı yemek istiyorum” diyemeyecek kadar pasif, kendinize de aç olduğunuzu itiraf edemeyecek kadar yabancısınız. Varoluş sancısıyla mide bulantılarınız hayırlı olsun. Sartre’ye sevgilerle! O anlamsız hikayelerinle hayatımın anlamsız hikayelerini bana gösterdiğin için teşekkürler
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202528,1bin okunma