Yüzbaşının Kızı benim için tam “çok sevdim ama yetmedi!” kitabı oldu. Okurken gerçekten keyif aldım, dili akıcı, hikâye sürüklüyor ama son sayfaya geldiğimde “Bu mu yani, biraz daha devam etmeliydi!” dedim. Sanki tam ısınmışım, karakterlere bağlanmışım… hop, bitmiş.
Maşa ve Aleksey’in aşkı için gerçekten ayrı bir parantez açmam gerekiyor. O kadar saf, o kadar temiz ki insan ister istemez gülümsüyor okurken. Abartı yok, oyun yok, karmaşa yok… sadece içtenlik. Günümüzde pek rastlanmayan türden bir sadelikte bir aşk bu.
Şvabrin açık ara en sinir bozan karakter. Kıskanç, çıkarcı ve güvenilmez. Maşa’ya karşı tavırları da hiç samimi değil, reddedilince daha da çirkinleşiyor. Aleksey’e karşı olan davranışları da zaten onun karakterini net gösteriyor. O sertliği, o acımasız tavrı… gerçekten insanı sinir eden cinsten. Zaten bu zıtlık kitabı daha da ilginç yapıyor.. bir yanda tertemiz bir aşk, diğer yanda katı ve baskıcı bir dünya.
Herkes hikayeye kendi rengini katıyor. Kimine kızıyorsun, kimine hak veriyorsun, kimini de kısa sürede unutamıyorsun.
Alexander Puşkin resmen “az yazayım ama etkili olsun” mu demiş acaba. Etkili olmuş mu? Kesinlikle evet. Ama biraz daha yazsaymış kimse şikayet etmezmiş