Pencere önü çiçeğimsin sen…🪴
Bilirsin pencere önü çiçekleri başka güzel olur.
Bir evin ruhunu taşırlar sanki;
renkleriyle, kokularıyla, verdikleri huzurla…
Ben en çok adalarda sevmiştim onları.
Bir gün dar bir sokakta yürürken gözüme ilişmişti yaşlı bir teyzenin evi…
Pencereleri, balkonları, kapısının önü rengârenk çiçeklerle doluydu.
Öyle güzeldi ki resim çekerken bahçedeymiş, görmedim.
İnsan burada yaşlanmaz ki dedim.
Beni duymuş olmalı ki tebessüm ederek,
Yaşlanıyor oğlum, yaşlanıyor… Zaman geçiyor. demişti.
Ben de gönlünü hoş etmek isteyip,
Yok teyze, maşallah hiç yaşlı görünmüyorsunuz demiştim.
Eşi yadigar bırakmış o evi ona.
Buraları bırakıp başka yerde yaşayamam demişti.
Kışın biraz soğuk oluyormuş ama doğalgaz geldikten sonra rahatlamışlar.
Bayırlardan şikayetçiydi biraz ama kendini bildi bileli o sokaklarda yaşamış.
Gitmem hiçbir yere diyordu.
Sonra çiçeklerini sordum.
Bu kadar çiçeğin bakımı zor olmuyor mu? diye.
Çiçeklerine bakıp, bu yaştan sonra en keyif aldığım şey bunlar demişti.
Onlarla uğraşmak, altlarında oturup çayını kahvesini içmek huzur veriyormuş.
Osmanlı zamanında evlerin önünden pencere önü çiçekleri eksik olmazmış.
Hatta her çiçeğin bir anlamı varmış.
Pencerede sarı çiçek varsa,
Evde hastamız var, biraz sessiz olun demekmiş.
Kırmızı çiçek varsa,
Evde evlilik çağında bir kızımız var anlamına gelirmiş.
İnsanlar bunu bilir, ona göre davranırmış.
Şimdi pek kalmamış bunlar…