Uzun Hikaye
Puan vermedi
Bulgaristan göçmeni Pelvan Sülüman' ın oğlu Ali Bey' in kasabadan kasabaya göç etmekle geçen hayatı, göçebe yaşamın zorluğu, her daim adalet ve doğruluk arayışını, hayatta tutunma çabalarını, baba-oğul ilişkisini oğulun gözünden anlatıyor. Adalet, dürüstlük ve sevginin her türlü güçlüğe karşı ayakta durabileceği vurgulanıyor. Filmini de izlemiştim. Duygu yüklü bir hikaye, okuyun, izleyin, okutturun, izlettirin...
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma
Hikayem hayatımdır ve başarı Emek İster!
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 74. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 11:01
Omuzlarımda Dünya kitabın da, Bir Ömürlük Emek Var. "Bazı insanlar hayatı yaşar, bazıları ise hayatın içinden bir destan çıkarır." Nurullah Genç 'in kaleme aldığı Omuzlarımda Dünya yalnızca bir hayat hikâyesi değil; azmin, emeğin, umudun ve vazgeçmemenin satırlara dökülmüş hâli. Kitabı okurken bir insanın başarılarını değil, o başarıların arkasındaki görünmeyen mücadeleyi, alın terini ve kararlılığı görüyorsunuz. Erzurum'un küçük bir köyünden başlayan bu yolculuk, kimi zaman yokluklarla, kimi zaman imkânsızlıklarla sınanıyor. Ancak Nurullah Genç 'in hayatına baktığınızda en çok dikkat çeken şey, karşısına çıkan engeller değil; o engeller karşısındaki duruşu oluyor. Çünkü o, her düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı bilenlerden. Kitap boyunca çocukluk yıllarından eğitim hayatına, akademik başarılarından edebiyat yolculuğuna kadar pek çok anıya tanıklık ediyoruz. Özellikle babasının, onu okutacağına dair gördüğü rüya ve bu rüyanın ardından şekillenen hayat hikâyesi oldukça etkileyici. Ailesinden aldığı terbiye, değerler ve çalışma disiplini, ilerleyen yıllarda karakterinin temel taşlarını oluşturuyor. Okurken sık sık kendime şu soruyu sordum: "Bir insan neden bu kadar gayret eder?" Bir işi yapacaksa en iyisini yapmak istemesi, bir alanda eksik kaldığını hissettiğinde sonuna kadar öğrenmeye çalışması, hatta arkadaşlarının küçümsediği ya da dalga geçtiği konularda bile kendini geliştirerek zirveye ulaşması... Bu durum bazen insana mükemmeliyetçilik gibi geliyor. Ancak sayfalar ilerledikçe bunun yalnızca mükemmeliyetçilik olmadığını, daha çok kendine verdiği sözleri tutma çabası olduğunu hissediyorsunuz. Sporla ilgili anıları da bunun güzel örneklerinden biri. Bir konuda yeterli görülmediğinde ya da başarısız olacağı düşünüldüğünde geri çekilmek yerine, işin en ince ayrıntılarını öğrenip kendini
Omuzlarımda DünyaNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20242,017 okunma
Reklam
9/10
·328 syf.··
2026 10. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 09:42
Deniz Yüce Başarır sayesinde keşfettiğim, Alberto Moravia’nın Düzen Adamı şimdiye kadar okuduğum en özgün kitaplardan biriydi. Kitap, iç dünyasında duygusuzluk ve öldürme isteği ile mücadele eden bir adamın hayatını anlatıyor. Başkahramanın en büyük isteği diğer insanlar gibi olabilmek, yani normal biri gibi yaşamak. Ama bunu doğal bir şekilde yapamıyor, bu yüzden sürekli kendini kontrol etmeye ve rol yapmaya çalışıyor. İnsanların nasıl davrandığını izleyip onları taklit ediyor. Kitap aslında büyük olaylardan çok onun zihnine odaklanıyor. Günlük hayatı, insanlarla ilişkileri ve içindeki dürtüler arasında gidip gelmesini takip ediyoruz. Olaylar yavaş yavaş ilerliyor ama asıl merak, onun bu normal olma çabasının nereye gideceği. Ben genel olarak çok beğendim. Farklı bir anlatımı var ve karakterin iç dünyasını okumak gerçekten ilginç. Kendi türünde kesinlikle dikkat çeken bir kitap. Bence mutlaka okunmalı.
Düzen AdamıAlberto Moravia · Kolektif Kitap · 2019458 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 58. kitabı
Ömer Doruk Koç’un “Suç Mahalli” kitabı, ilk bakışta birbirinden ayrı cinayet dosyalarının çözüldüğü bir polisiye roman gibi görünse de, derinine indikçe bütün vakaların aynı büyük fikre bağlandığı görülüyor: Her suç, yalnızca işlendiği anla açıklanamaz; geçmişte biriken acılar, travmalar, hırslar, suskunluklar ve adalet arayışı o suçu doğuran asıl zemindir. Kitabın bölüm başlıklarında yer alan sözler de bunu destekliyor. “Her suçun faili, geçmişteki başka bir suçun mağdurudur” cümlesi, romanın merkezindeki düşünceyi en net biçimde anlatıyor. Olay örgüsünün merkezinde Başkomiser Kemal Adalı ve yardımcısı Mesut Kara var. Kemal Adalı, yalnızca suçluyu yakalamaya çalışan bir polis değil; olay yerindeki en küçük ayrıntıyı, insanların yüzündeki değişimi, suskunluklarını ve yanlış söyledikleri cümleleri okuyabilen sezgisel bir karakter. Mesut Kara ise hem onun yanında öğrenen hem de olayların insani ağırlığını daha fazla hisseden bir karakter gibi duruyor. Bu ikili sayesinde roman, sadece kanıt takibi üzerinden değil, psikolojik çözümleme üzerinden de ilerliyor. Kitapta Reşat Yıldırım’ın otel odasındaki ölümüyle başlayan ilk vaka, okura şunu gösteriyor: Bir insanın ölümü, onun yaşarken kurduğu bütün sorunlu ilişkileri açığa çıkarabilir. Reşat’ın çevresindeki kişiler; kırgınlıkları, çıkarları, aşkları, kıskançlıkları ve sakladıkları sırlarla olayın içine çekiliyor. Ardından Saffet Akkuş vakasında miras, aile içi hesaplar ve geçmişten gelen tehditler öne çıkıyor. Hilmi Terzi ve Mor Kulübe bağlantısında toplumsal şiddet, kadınların sığındığı alanlar ve korku atmosferi belirginleşiyor. Stadyum cinayetinde ise fanatizm, kalabalık öfkesi ve toplumun kolayca şiddete sürüklenebilen yüzü anlatılıyor. Sonlara doğru “Saat Altı” bölümünde seri cinayet havası güçleniyor; kadın kurbanlar,
Suç MahalliÖmer Doruk Koç · İkinci Adam Yayınları · 20232 okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2026 57. kitabı
Faruk Demir’in “Sokağın Çığlığı: Kanlı Ay Tutulması” kitabı, olay örgüsü bakımından yalnızca Enes ve Hilal’in dramını anlatan bir hikâye değil; çocuk ihmali, yetimlik, sokak hayatı, suç örgütleri, adalet ve vicdan arasında gidip gelen çok katmanlı bir toplumsal roman gibi ilerliyor. Hikâyenin ilk damarında camide yaşanan hırsızlık, gazeteci Burak Mert’in olaya dâhil oluşu ve Abdullah ile Ayşe’nin çocuklarla karşılaşması var. Fakat bu başlangıç, aslında okuru daha derindeki asıl meseleye hazırlıyor: Enes ve Hilal’in suça karışmış görünmesinin arkasında büyük bir sahipsizlik, aile yoksunluğu ve korunamamış çocukluk var. Olay örgüsü ilerledikçe Abdullah ve Ayşe, Enes ile Hilal’in hayatında bir dönüm noktasına dönüşüyor. Ayşe’nin hamilelik süreci, sonrasında yaşadığı kayıp ve buna rağmen Hilal’e annelik duygusuyla yaklaşması kitabın duygusal merkezini oluşturuyor. Burada hikâye sadece “iyi insanların iki çocuğa yardım etmesi” şeklinde kalmıyor; sevginin, sabrın ve sahiplenmenin ne kadar ağır bir sorumluluk olduğunu gösteriyor. Çünkü Hilal sevgiyle toparlanmaya açıkken, Enes aynı oranda kırgın, öfkeli ve savrulmuş durumda. Onun içindeki öfke, aslında kötülükten değil; yıllarca bir yere ait olamamanın, kardeşini kaybetme korkusunun ve mutlu aileleri uzaktan izlemenin verdiği yaradan besleniyor. Enes’in yetimhaneden kaçışıyla hikâye daha sert bir çizgiye geçiyor. Sokaklar, romanda yalnızca olayların geçtiği yer değil; toplumun dışına itilmiş insanların ortak kaderi gibi kullanılıyor. Enes’in Ali Asaf, Muhsin ve Hırpani gibi karakterlerle karşılaşması, onun dünyasını genişletiyor. Bu karakterler, toplumun kenarında kalmış insanların da kendi içinde merhamet, dostluk ve dayanışma taşıyabileceğini gösteriyor. Ali Asaf’ın Enes’e yaklaşımı, Muhsin’in geçmişi ve Hırpani’nin
Sokağın Çığlığı: Kanlı Ay TutulmasıFaruk Demir · Erda Yayınları · 20262 okunma
Çakırdikenlerinden Doğan İsyan: İçimdeki İnce Memed
Puan vermedi·438 syf.··
2026 9. kitabı
Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini okurken içimde uyanan ilk duygu, o kavurucu Çukurova sıcağının tam ortasında, boğazımı düğümleyen o derin çaresizlik oldu. Kitap boyunca kendimi Değirmenoluk köyünün çakırdikenleri arasında, Memed’le birlikte yalınayak koşarken, onun can acısını kendi tenimde hissederken buldum. Yaşar Kemal öyle bir dil yaratmış ki, sayfaları çevirdikçe o toprağın kokusunu duyuyor, rüzgarın uğultusunu işitiyor ve insanın insana ettiği zulmü gördükçe içten içe büyük bir öfke büyütüyorsun. Abdi Ağa’nın o doymak bilmez gücü, köylünün üzerindeki o sindirilmiş, kabullenilmiş korku içimi daralttı; "Neden kimse ses çıkarmıyor?" diye isyan etmek isterken, aslında o korkunun insanı nasıl felç ettiğini çok derinden hissettim. Memed’in dağa çıkışı, sevdiklerini koruma çabası ve Hatçe’ye olan o saf sevdası içimdeki o karanlığı biraz olsun dağıttı ama her darbede, her kayıpta onunla birlikte benim de yüreğim kanadı. O gencecik çocuğun omuzlarındaki yükün ağırlığı altında ezilirken, aslında onun hırslarından değil, tamamen mecburiyetten, başka hiçbir çaresi kalmadığı için o tüfeği eline aldığını görmek canımı çok yaktı. Memed dağlarda izini kaybettirip o efsanevi mavi duman olup uçtuğunda, içimdeki o öfke ve hüzün yerini garip bir hafiflemeye, göğsümü kabartan bir umuda bıraktı. Kitabın kapağını kapattığımda anladım ki, içimde yankılanan şey sadece geçmiş bir dönemin hikayesi değil; haksızlığa karşı ne zaman boyun eğecek gibi olsam içimde uyanacak olan o hiç sönmeyen adalet ateşi ve "Hayır!" diyebilmenin o asil, insanı insan yapan gücüymüş.
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,3bin okunma
Reklam
Reklam