Türkiye, 21. yüzyıla, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002'deki büyük seçim başarısının da etkisiyle yoğun bir biçimde din konusunu tartışarak girmiş ve geçen süre zarfında dinin mağdur bir kimlik siyasetinin belirleyeni olmaktan, mağrur bir ulusal kimliğin önemli bileşeni olmaya doğru yolculuğuna şahit olmuştur.
Adalet bile yaraları saramazdı, yalnızca yaşayanlara kötülüğün cezasız kalmayacağını hatırlatmaya yarardı. Ama aynı zamanda kötülüğün sonsuza dek bitmesinin mümkün olduğuna dair bir umut veriyor da olabilirdi.
…..Bir payı kendine alıp diğer üçünü adalet uğruna bizlere dağıttığın; servetini dört hisseye böldüğün kararlılıkta fedakârlığın alevi ve heyecanıyla mest olan bir ruh gördüm. Benim isteğimle ilgilendiğin bir konuyu bırakıp sırf benim ilgimi çekiyor diye başka bir konuyu öğrenmeye başlamanda; o zamandan beri gösterdiğin yorulmak bilmez gayret ve uysallığında - bu işin zorluklarını göğüslerken gösterdiğin sarsılmaz enerji, ruh halinle - aradığım niteliklerin tamamlandığını görebiliyordum. Jane sen uy-sal, çalışkan, çıkar gözetmeyen, sadık, güvenilir, cesursun; çok nazik ama aynı zamanda çok kahramansın; kendine güvensizliği bırak - ben sana kayıtsız şartsız güvenebili-rim. Hint okullarında bir müdür, Hintli kadınlar arasında bir yardımcı olarak, yardımın benim için paha biçilmez olacak. “