9/10
·352 syf.··
2026 79. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 11:14
İnsanın donması için illa karın altında kalması gerekmiyor, bazen hatıralar da insanı yavaş yavaş donduruyor. Soğuk sadece mekânın soğuğu değil burada; insanın içine, geçmişine, vicdanına, hatta aklına kadar işleyen bir şey. Kitabı okurken sürekli o ayazı hissettim. Sanki her cümlede biraz daha nefes buğulanıyor, insan biraz daha kendi içine kapanıyor. Romanın merkezinde doğuda askerlik yapan Asil var. Nöbetler, kar, disiplin, yalnızlık, ölüm fikri ve insanın kendi zihninin içinde dönüp duran o karanlık sesler… Ama Ziyan sadece askerlik anlatısı gibi kalmıyor. Bir noktadan sonra geçmiş bugünün içine hayalet gibi sızıyor. Ziya Hurşit’le kurulan o yarı gerçek yarı sanrılı alan kitabı bambaşka bir yere taşıyor. Tarih dediğimiz şey de bazen böyle değil mi zaten? Bitmiş gibi duruyor ama bir yerden çıkıp insanın boğazına yapışıyor. Bir de Asil’in bizi ister istemez Azil'e doğru yönlendiren tarafı var. Bunu sadece iki roman arasında bağlantı kurulmuş diye okumamak lazım. Günday’da bazı karakterler kendi romanlarında kapanıp kalmıyor; başka bir kitabın kapısını da aralıyorlar. Asil’in içindeki soğuk, yabancılaşma ve kendine bile uzak düşme hâli *Ziyan*da başka bir renge bürünüyor. Sanki Azil de başlayan karanlık, burada askerî bir ayazın içinde tekrar nefes alıyor. Bu bağlantıyı fark etmek, kitabı benim gözümde daha da ilginç yaptı. Hakan Günday’ın dilini seven biri olarak burada yine o sert, karanlık, bazen insanın yüzüne tokat gibi çarpan cümleleri buldum. Adam bazı şeyleri süslemiyor; acıyı da, çürümeyi de, insanın içindeki karanlığı da doğrudan koyuyor önümüze. Ama dürüst olayım, bazı yerlerde o keskin tespitler hikâyenin önüne geçiyor gibi geldi bana. Günday okurken bunu bazen yaşıyorum: Cümle çok güçlü, fikir çok sert, ama bir noktadan sonra metin “bak şimdi sana ne
ZiyanHakan Günday · Doğan Kitap · 20196,3bin okunma
7/10
·403 syf.··
2026 62. kitabı
Yılanların öcü serisinin üçüncü ve son romanı Kara Ahmet Destanı. İsmi çok iddialı olmuş öncelikle destan diye ne anlatmış bilmiyorum bu kez merkezde Ahmet var gibi ancak tam da öyle değil. Bayram köyü terk etmiş şehre yerleşmiştir orda hastanede hademe olarak az bir paraya çalışır bir de gecekondu kondurur şehre yaşar gider. Karısını da aynı hastanede çalıştırır. Bayram hastanede tanıştığı bir elemana takılır bu adam nurcudur normalde diğer kitaplarda görmediğimiz şekilde bayram dindar beş vakit namazını terk etmeyen birisine dönüşür. Romanda ben tam olarak burda koptum yazardan. Çünkü yazar öyle keskin sınırlar çiziyor ki katılmak mümkün değil. Ya Müslüman gericisindir ya da solcu ilerici sosyalistsindir. Başka şansın yok. Muhteşem köy romanları yazan Fakir Baykurt belki de bu yüzden toplum tarafından yeterince benimsenmedi. Bu romanda karataştan çıkıyoruz önce şehre sonra Ankara’nın üniversitelerinde sağ sol kavgalarının içine dalıyoruz. Açıkçası bu yüzden bu seriden sıkıldım bu son romanı zor okudum. Yine de okunmalı o dönem için çok açık her türlü siyasi kültürel konu bütün çıplaklığıyla işlenmiş. Bir diğer sorun da kitap ucu çok açık bitti. Bayram köyü bıraktığına pişman oldu ama ya diğerleri. Ahmet’e ne oldu? Irazcaya ne oldu? Muhtara Haceliye ne oldu? Abdullah Utku’ya ne oldu? Bilmiyoruz
Kara Ahmet DestanıFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 2011780 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yeni fobi yükleniyor ...
Puan vermedi·352 syf.··
2026 44. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 23:51
Gece yarısıydı, kocası iş gezisine gitmemiş miydi, neden beklediğinden erken eve dönmüştü? Yataktan kalktı ve alt kata onu karşılamaya indi. Kocası mutfakta bişeyler atıştırıyordu. Adam karısını görünce hafifçe gülümsedi. Fakat bu adam kadının kocası değildi... Okurken nefesimi tuttuğum sayfalar oldu, iliklerime kadar hissettim tüm gerilimi, inanılmaz güzel başladı kitap ama ortalarda biraz duruldu sakinledi. Sonlarda ise empati duygumun sınırlarını zorladı. Karakterleri anlarken hatta o adama(eve giren yabancı) bile hak verirken buldum kendimi.Aktı gitti sürükleyici ve sinema tadındaydı. Wulf Dorn'un yazarlığa başlamadan yaklaşık yirmi yıl boyunca psikiyatri kliniklerinde çalışmış olduğunu öğrendiğimde, kitaplarının bu kadar etkileyici olmasının sebebini daha iyi anladım. Fobi okuduğum beşinci kitabıydı ve kesinlikle sonuncusu olmayacak.
FobiWulf Dorn · Pegasus Yayınları · 20164,840 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 80. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 01:20
Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam romanındaki C., toplum içerisinde kendine bir yer bulamaz ve kendini derin bir yalnızlığın içine hapseder. Büyüme çağında aile içerisinde yaşadığı zorluklar, karakterine etki etmiştir. Hikâye 1950'lerin İstanbul'unda geçiyor; tercih edilen kalabalık mekânlar, C.'nin yalnızlığını daha da artırıyor. Anlatım tam da bu ruh haline uygun olarak; kesik cümlelerle, bir anda konu değiştiren çağrışımlarla akıp gidiyor. ​ Dünyanın anlamsız olduğunu düşünüp boşluğun içine düşmüştür. Bence toplum içinde kendine yer bulamamış olması çocukluğundan ve varoluşsal arayışından kaynaklanıyor. Yalnızlıktan kurtulmak için gördüğü kadınlara kendince anlamlar yükler ve onların peşinden koşar. Kendi zihninde kurduğu mükemmel kadına ulaşması; sürekli eleştirel bir gözle bakması, anın tadını çıkarmak yerine her şeyde büyük anlamlar araması sebebiyle mümkün değildir. Dünyayı bir hapishane gibi görüp günlerini bir öncekinden farksız olarak düşünceler içinde yaşar.
1000Kitap
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,1bin okunma
Puan vermedi·690 syf.··
2026 152. kitabı
Adam Fawer’ın o dâhice ve akıl sınırlarını zorlayan kurgusuyla, insanların duygularını ve düşüncelerini sadece hissetmekle kalmayıp onları manipüle edebilen "empati" yeteneğine sahip bir grup insanın dünyasına büyük bir heyecanla daldım. Yazar; kuantum fiziğini, felsefeyi ve psikolojiyi öyle muazzam bir aksiyon ritmiyle harmanlamış ki zihnimin sınırlarının zorlandığını ve her sayfada taşların yerine nasıl oturduğunu hayranlıkla izledim. Algılarımızı, seçimlerimizi ve insan ilişkilerinin doğasını kökünden sorgulatan, elden bırakılması imkansız, soluk soluğa bir zihin oyunuydu.
EmpatiAdam Fawer · April Yayıncılık · 202337bin okunma
Davası Olmayan Adam Değildir
Bazı kısımlarını yakın tarih bilgisi yetersizliğimden, bazı kısımlarda ise fazla yabancı kelime kullanımından kaynaklı anlamakta güçlük çektim. Kitabın yayın tarihinden sonra meydana gelmiş olan 15 temmuz darbesi ve 2023 depremi konuların akışını büyük ölçüde değiştirebilecekken bazı gelecek olayları da öngörürcesine kaleme almış ve yorumlamış yazar. Verimli ve faydalı bilgiler içeren bir kitap olmasına rağmen yarıda bırakmak durumunda kaldım. Umarım ilerleyen zamanlarda uzak ve yakın tarih bilgimi geliştirerek ve buna istinaden daha çok anlayarak ve keyif alarak okumaya başlarım tekrar.
Düşünce
Davası Olmayan Adam DeğildirAhmet Özcan · Yarın Yayınları · 201012 okunma