Ne zaman Halil Cibran okusam, unutulmaya yüz tutmuş duygularımla yeniden doğarım varlığıma. Her şeyi affederim ve her şeyden bağışlanma dilerim. Barışı galip ederim muhabbetime. Adeta, Halil Cibran’ı yazmaya iten o ruh beni de okumaya iter ve her ikimizin gönlüne de dokunarak muhabbetime sahip olur. Sonrası tamamıyla ona aittir. Benlik biter, benler biter ve yalnızca onun mevcudiyeti bakiliğini ortaya çıkartır.
Ermiş, Ermişin Bahçesi ve Vadinin Perileri... İşte Halil Cibran’ın özünden çıkan, lafzen ve manen halik olan, mahlukat kelamıyla vücut bulan deryalar. Ve içine tini saklanmış hakikat. Muazzam, fevkalade, müthiş, mükemmel ya da sizde eşsiz olanı çağrıştıran hangi kelimeyse o...
Muhakkak bu deryada yüzün. Yetmez boğulun. Böylece deryadan özünüzü alıp, özünüz ile bir olun...
...
Eserin zahiri değerlendirmesine geçmeden önce belirtmeliyim ki; neredeyse tüm eserlerine 10 puan vermiş bir Cibran okuyucusu olarak bu değerlendirmeyi de aynı güdü ve gaye ile yapıyorum. Haddimi aştığımında farkındayım lakin böylesi bir eseri övgüye mahzar etmeden de rafa kaldıramam.
...
Cibran, Hristiyan bir teolog yahut filozoftur. Lakin modern bir filozofun kitaplarını yansıtmaz eserleri. Daha çok antik çağın filozoflarının alegorik kurgularını bulursunuz eserlerinde. Dili rumuzludur, anlatımı dolambaçlıdır, temsilleri ise hristiyan teolojisini islam kültürü ile yoğurarak oluşmuştur lakin duygusal zekanın evrensel birikimini taşır her biri.
Dolayısıyla eserleri için tam olarak diyebilirsiniz ki; platoncu felsefenin hristiyan teolojisiyle yoğrulup islam mistisizminde vücut bulmuşlardır. Merkezine adalet ve sevgiyi alarak evrensel mahiyette tezahür etmişlerdir.
Tabi bunlarla beraber, anadolu irfanının klasik masalsı anlatını dahi haksızlık karşısında Ali’nin cesaretini ve Hüseyin’in