Düşünürün En İçsel Deneyiminden.-
Peki insan niçin doğru olanı doğru olmayana tercih eder bu düşünce-kişilerle, düşünce-devlet kurmalarla, düşünce-çocuk terbiyesiyle, düşünce-yoksullar ve hastalar bakımıyla olan, çoğu kez örtülü kalan, gizliden gizliye yapılan savaşta? Gerçek kişilere adaletli davranmasındaki aynı nedenle: şimdi alışkanlıktan, bunu miras aldığı ve buna eğitildiği için, başlangıçta ise doğru olan -haklı ve adil olan gibi- doğru olmayandan daha yararlı ve daha onur verici olduğu için. Çünkü düşünce ülkesinde, yanılgı ya da yalan üzerine kurulu iktidarı ve ünü korumak zordur: böyle bir yapının günün birinde çökebileceği düşüncesi, yapı ustasının haysiyeti açısından utanç vericidir; malzemesinin kırılganlığından utanır ve kendi kendisini dünyanın geri kalanından daha önemli gördüğü için dünyanın geri kalanından daha kalıcı olmayan bir şey yapmak istemez. Hakikat isteğiyle sarılır kişisel ölümsüzlük düşüncesine, yani: var olan en kibirli, en dik-kafalı düşünceye, "pereat mundus, dum ego salvus sim!" art düşüncesiyle kardeş olan düşünceye. Yapıtı onun kendi egosu haline gelmiştir, kendisini ölümsüz olana, her şeye kafa tutana dönüştürür. Sonsuz gurur duyar yapıtıyla, onda sadece en iyi, en sert taşları, yani hakikatleri ya da öyle kabul ettiklerini kullanmak isteyen. Tüm zamanlarda, haklı olarak "bilen kişinin kötü huyu" denmiştir kibre , - bu itici güce sahip kötü huy olmasaydı, hakikat ve dünyadaki geçerliliği karşısında zavallı bir konumda olacaktı. Kendi düşüncelerimizden, kavramlarımızdan, sözcüklerimizden korkamamız da , ama onlarda kendimize de saygı göstermemiz de, onlara bizi ödüllendirebilme, hor görebilme, övebilme ve azalayabilme gücünü istemdışı olarak atfetmemizde, yani onlarla, özgür tinli kişiler, bağımsız güçlermiş gibi ilişki