Ben hiçbir zaman uyanmak istemeyen bir adamım. Çünkü rüyalarım, bu dünyadan çok daha gerçek, çok daha adil.
Bu dönemin ruhu -insan doğasının bir parçası olduğu için her zaman var olmuş olan ama şimdi kitle iletişim araçlarının durdurulamaz kudreti yüzünden daha da genişleyen abalının ruhudur. Toplumumuzu canlı kılan sadece bir abalıya vurma eylemidir. Hedef tahtasının dönen kuklalarını andıran, hep farklı ama hep aynı olan iblisler ufukta birbirlerini izleyip duruyorlar. Aralarına karışabilmek için, bir konuşmanın içinden siyasi olarak uygunsuz düşen ve medyanın kötü niyetli kudretine yem olarak atılmış bazı cümleleri çekip çıkartmak yeterlidir. İşte günlük düşmanımızı besledik, ortak sıcaklıkla rahatladık şimdi varsaydığımız soylu üstünlüğümüzle ve olumlu anlamda derinden yenilenen toplumun bir kahramanı olma duygusuyla abalıya vurabiliriz. Kuklaların yüzleri değişir, giysileri ve cüppeleri değişir ama o anlamsız öfke hep aynıdır ve sadece o insanı ortadan kaldırmakla daha adil bir toplum yaratacağımız inancı da hep aynıdır. Ve bu hiddetlerin, toplumun ve ilerlemenin kurtuluşu çağrılarının arkasında, maalesef adalet sağlamak için hazır bekleyen duvarın, düğümün, kalabalığın ya da bireyin gölgesi görülür. Şerrin dışımızda değil içimizde olduğunu fark edemeyen bir uygarlık, ne biçim bir uygarlıktır? İnsanın kendi içindeki şerri fark etmesi abalıya vurma arzusunu otomatik olarak söndürür. Ancak karşımızda bir iblis değil de bizimle aynı kırılganlığı, aynı güvensizliği paylaşan bir başka insan olduğunu gördüğümüz anda, böylesine önemli ama ne yazık ki ufukta görünmez olan ve ortak hayır denen bu şey için birlikte çaba gösterebiliriz.
Sayfa 63·Kitabı okuyor
Reklam
~ Bilimlerini uygulayan bilginler ile yola giren asiler, İlim sahibi âlimleri cennetin ikinci katı Dâru's-selâm'da gördüm. İlim sahibiyken (adil olmayan) kadı olanı, rüşvet alıp yiyenleri, Bu tür kişileri cehennemin (ikinci katı) Nar-ı Sakar'da gördüm. Yanlış fetva veren müftüleri, haksız fetva verenleri, Böyle olan müftülerin yerini Sırat Köprüsü'nde gördüm.
Sayfa 77 - Bilge Kültür Sanat, Tasavvuf Edebiyatı, 25. Hikmet·Kitabı okudu
Alıntı
Friedrich Nietzsche
Yalnız insanlar.— Einige insanlar kendileriyle baş başa kalmaya öylesine alışmışlardır ki, kendilerini başka insanlarla kıyaslamazlar bile; huzurlu ve şenlikli bir ruh hali içinde, kendileriyle gayet güzel sohbet ederek, hatta gülerek, kendi monolojik yaşamlarını iplik gibi eğirip dururlar. Ama eğer bir yolunu bulup da onları kendilerini başkalarıyla kıyaslama noktasına getirirsek, kendilerini yoğun biçimde küçümseme eğilimi sergilerler. Böylece onlar öncelikle başkalarından kendilerine ilişkin iyi ve adil bir fikri öğrenmeye zorlanmalıdır ve onlar her zaman, oluşan bu fikirden de bir şeyleri eksiltmek ve koparmak isteyeceklerdir. Bu yüzden bazı kişileri kendi yalnızlıklarıyla baş başa bırakmalı, sık sık yapılanın tersine, bu yalnızlıktan hareketle onlara acıma aptallığına düşmemeliyiz.
Felsefe
Adaletin temeli, insanın kendini sevmesidir: Kendimi ne kadar güzel hissedersem kendime o kadar saygı mı duyarım? Kendimi ne kadar çok seversem beğenilme kaygım da o denli çok olur ve kendime de o kadar saygı gösteririm; kendime ne kadar saygı gösterirsem de o derece adil olurum.
Sayfa 148·Kitabı okudu
Araştırma-İnceleme
Komplo teorileri ve yabancı düşmanlığıyla yaşayamayız ama karşımızdakilerin yeryüzünün en bilge, en adil melekleri olduğuna inanamayız.
1000Kitap
Reklam
Reklam