Hayatın bu kadar yorucu olması hiç adil değil
Alıntı
Küresel Tasarımın İç Motoru
Küresel Tasarımın İç Motoru: Türkiye’de Sermaye Transferleri, Elit İkameleri ve Aparat Mekaniğinin Krono-Politik Anatomisi (1952 - 2026) Metodolojik Çerçeve ve Deterministik Matris Modern Türkiye’nin makro-tarihsel patikası, salt iç siyasi rekabetlerin, ideolojik polarizasyonların ya da lineer bir demokratikleşme/otoriterleşme anlatısının ürünü değildir. Karşımızda, küresel hegemonyanın yapısal tasarım dalgaları ile yerel sermaye savaşlarının asimetrik bir biçimde birbirinin üzerine katlandığı, yüksek entropili ve deterministik bir matris bulunmaktadır. Bu matrisin en radikal ve dönüştürücü iç motoru, geç Osmanlı döneminden itibaren devletin kurucu unsuru ve iktisadi omurgası olan Rumeli ve Balkan muhaciri (özellikle Yunanistan göçmeni) seküler elit yapının, gücü ve finansı Karadeniz, Kafkas ve Doğu Anadolu kökenli yeni muhafazakâr/milliyetçi ağlara devretmesidir. Bu elit ikamesi, yalnızca yasal bürokrasinin değil; yargı, emniyet, istihbarat, finansman kanalları ve informal güç odaklarını da kapsayan total bir hegemonya transferidir. Bu süreçte hiçbir ideoloji, aktör ya da ittifak statik kalmamış; küresel sistemin bölgesel ajandası ile içerideki kliklerin hayatta kalma arzusu dönemsel aparatlar üzerinden enstrümante edilmiştir. Her aktörün bir "son kullanma tarihi" (expiration date) bulunmakta ve işlevini tamamlayan unsurlar sistem dışına itilmektedir. Aşağıdaki krono-politik hat; bahse konu derin kurumsal kırılmaların, asimetrik tasfiye mekanizmalarının ve büyük servet transferlerinin rasyonel, deterministik ve bütüncül bir dökümüdür. Krono-Politik Hat ve Jeopolitik Kırılma Eşikleri NATO Üyeliği ve Çevreleme Stratejisinin Kurumsal İmzası 18 Şubat 1952 Türkiye resmi olarak NATO’ya kabul edildi. Bu adım, devletin güvenlik bürokrasisinin küresel takvime entegre
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Aziz Augustinus'un "Göz bir vicdan organıdır." sözü, görme eyleminin yalnızca biyolojik bir işlevinin olmadığını ortaya koyar. Bu söz, tanık olunan haksızlıklara karşı ahlaki bir sorumluluk olduğunu vurgular. Seyirci kalmanın insanın kendi vicdanında yarattığı etkiyi çok derin şekilde özetlemektedir. Gözün ahlaki bir organ olması şu anlamları taşır: 1) Sorumluluk: Tanık olduğumuz acılar, eşitsizlikler veya haksızlıklar karşısında sessiz kalmak, o kötülüğe ortak olmak anlamına gelir. 2) Duyarlılık: Görüneni idrak etmek, kalbin ve vicdanın harekete geçmesini gerektirir. 3) Etki: Müdahale edilmeyen her olumsuzluk, insanın kendi iç dünyasında onarılamaz bir eksilmeye veya çürümeye yol açar. Ahlaklı olmak, sadece kurallara uymakla olmaz. Neyi görüp neye ses çıkardığımız da ahlakla ilgilidir. Velhasıl görüp de müdahale etmediğimiz veya edemediğimiz her olay ve durum vicdanımızdan kopmuş bir parçadır. Değerli okuyucular! İnsan, adil değil. Herkes işine ve hesabına geldiği şekilde davranıyor. Duygusal yaklaşımlar, insanı ön yargılı davranmaya itiyor. Başkasında kusur olduğuna inananlar, kendilerini kusursuz zannediyor. Başkasını kolayca eleştirenler, kendisini hiç kimsenin eleştirmesini istemiyor. Keşke hayat adil olsaydı.
Hayata Dair
Günaydın, nasılız ?
Hayat aynasına baktığımızda ; İyi miyiz, Güzel miyiz, Adil miyiz, Merhametli miyiz, Sevgili miyiz, Saygılı mıyız, Kendimiz miyiz ? O halde kendimize değeriz Kendimize değene Değer vereniz... AÖ
Hayata Dair
Adaletsizliğin en büyüğü, Adil olmayıp adil gibi gözükmektir. -PLATON
Duygu ve Düşünce
Tezimin stresi yüzünden 12 kilo verişimi, diyete bağlayan bir danışman hocamın oluşu hiç adil değil..