Şaman öyküleri mi? Hımm...
Evet şaman öyküleriyle dolu, bizden, kültürümüzden, fantastik, masalsı, müthiş bir kitap daha.
Ben bu kitabı okurken bitirmeye yakın bir şeyden şüphe etmeye başladım ve bitirdiğimde bu şüphemin doğruluğundan emin oldum. Yazar, pek sevgili Adil Öztürk kesinlikle bir iye. Belki bir yaşlı ağacın, belki yüz yıllık bir salkım söğüt ağacının iyesi olabilir.
Kitaplarında hep o doğa sevgisini, içinde yaşadığı ve bizlerin de hissettiği, doğanın mahvedilmesi, katledilmesine yaptığı eleştirel göndermeleri yakalıyor, biraz buruk bir gülümsemeyle "evet ya" diyebiliyoruz.
Eh, nereden geldim bu konuya? Hadi bakalım;
Kitap, açılıştan itibaren fantastik şaman öykülerinden oluşan kısa hikayelerle başlayıp, bu kısa hikayelerle bize karakterleri, kahramanları ve tabi ki karanlık düşmanları tanıtıyor.
Kısa öykülerde bir çok macera, destansı çarpışma ve fantastik hikaye okuyoruz. Bir yandan da zamanda yolculuk yapıp günümüze kadar tarihsel bir çok detayla birlikte bu öyküleri sanki "yarım kalmış" belki "yarım bırakılmış" zannederek finale yaklaşıyoruz. Bu minik zaman yolculuğu, belki zaman atlamaları çok hoş olmuş. Bayıldım.
Bizden olması pek hoş. Eh Türk mitolojisinin pek çok örneği, pek çok yazarı var. Mutlaka ki okunmuştur. O kitaplarda tanıştığımız karakterlere farklı bir soluk getirmiş yazar Adil Öztürk. İyi de yapmış. Hep o okuduğunuz mitolojik karakterleri farklı bir gözden görmek insanı ayrıca gülümsetiyor.
Ve finalde doğayla bütünleşmiş, mitolojik kahramanlarla harmanlanmış destansı bir hikaye. Öyle ya, zaten bir şaman, kam olmak da doğayla bütünleşmek, doğanın kendisi olmak değil midir? Ve okuduğunuz bu destanlarda coğrafyayı da hissetmek, bilindik o müthiş doğaya tekrar tekrar seyahat etmek, o doğa ana için kahramanların epik bir savaş verdiğini