Adil Öztürk

Adil Öztürk
@adilozturk
26.12.1990 doğumlu. Üç evrenin yaratıcısı. Ateist. Antimilitarist. Schumpeterci. Kitaplarım: 1. Dördüncü Günün Melaneti - Şaman Öyküleri 2020 2. Güneş Tohumu serisi - 2024 3. Su Altı Sirki ve Kar Perisi - 2024
Çok değerli dostum Goingtomyway bu inceleme için ne kadar teşekkür etsem az. Böyle güzel incelemeleri dergilerde bulmak bile zor artık bu zamanda. :)

Goingtomyway

@goingtomyway
·
Merhaba, ben kızılmürekkep.
Şaman öyküleri mi? Hımm... Evet şaman öyküleriyle dolu, bizden, kültürümüzden, fantastik, masalsı, müthiş bir kitap daha. Ben bu kitabı okurken bitirmeye yakın bir şeyden şüphe etmeye başladım ve bitirdiğimde bu şüphemin doğruluğundan emin oldum. Yazar, pek sevgili Adil Öztürk kesinlikle bir iye. Belki bir yaşlı ağacın, belki yüz yıllık bir salkım söğüt ağacının iyesi olabilir. Kitaplarında hep o doğa sevgisini, içinde yaşadığı ve bizlerin de hissettiği, doğanın mahvedilmesi, katledilmesine yaptığı eleştirel göndermeleri yakalıyor, biraz buruk bir gülümsemeyle "evet ya" diyebiliyoruz. Eh, nereden geldim bu konuya? Hadi bakalım; Kitap, açılıştan itibaren fantastik şaman öykülerinden oluşan kısa hikayelerle başlayıp, bu kısa hikayelerle bize karakterleri, kahramanları ve tabi ki karanlık düşmanları tanıtıyor. Kısa öykülerde bir çok macera, destansı çarpışma ve fantastik hikaye okuyoruz. Bir yandan da zamanda yolculuk yapıp günümüze kadar tarihsel bir çok detayla birlikte bu öyküleri sanki "yarım kalmış" belki "yarım bırakılmış" zannederek finale yaklaşıyoruz. Bu minik zaman yolculuğu, belki zaman atlamaları çok hoş olmuş. Bayıldım. Bizden olması pek hoş. Eh Türk mitolojisinin pek çok örneği, pek çok yazarı var. Mutlaka ki okunmuştur. O kitaplarda tanıştığımız karakterlere farklı bir soluk getirmiş yazar Adil Öztürk. İyi de yapmış. Hep o okuduğunuz mitolojik karakterleri farklı bir gözden görmek insanı ayrıca gülümsetiyor. Ve finalde doğayla bütünleşmiş, mitolojik kahramanlarla harmanlanmış destansı bir hikaye. Öyle ya, zaten bir şaman, kam olmak da doğayla bütünleşmek, doğanın kendisi olmak değil midir? Ve okuduğunuz bu destanlarda coğrafyayı da hissetmek, bilindik o müthiş doğaya tekrar tekrar seyahat etmek, o doğa ana için kahramanların epik bir savaş verdiğini
Reklam
🙏☀️

Goingtomyway

@goingtomyway
·
Av başlıyor...
Kitabı okumam 23 gün sürdü. Tabi arada yoğun çalıştığım, başka işlerle ilgilendiğim için süre uzun gibi görünüyor fakat, bu kitap tek nefeste okunacak bir kitap. Ve ilk yorumum; HARİKA. Detaylı incelemeye geçmeden önce belirtmem gereken bir husus var; ilk kitabı okuyup henüz serinin ikinci kitabını okumadıysanız, fantastik kurgu edebiyatı seven ve ilk kitap sizi "fantastik kurgu" konusunda "tatmin etmediyse", ikinci kitap emin olun tatmin edecek. Lakin, klasik "fantastik kurgu" kitap/serilerinde görmeye alışık olduğumuz ateş topları, yıldırımlar, yerden kalkan iskeletler, büyülü hançerler, ışıldayan kılıçlar yok. Yazarın (Adil Öztürk) zihnindeki büyü kurgusu, büyü felsefesi, büyü uygulanışı farklı. Büyü dışında başka disiplinler, simya ve bilim de işin içinde ve büyük bir ihtimalle üçüncü kitapta bunun harmanlanmış, birlikte çalışan bir kurgusunu okuyacağız. Yani sizi bilmem ama ben yarın sabah okumaya başlayacağım :) Ve gelelim asıl incelememize. Şimdiden uyarmak isterim ki (muhtemelen) incelemede minik minik SPOILER olacak. Yani aslında değil, tam spoiler değil, spoiler demeyelim de, ne diyelim bilemedim :D !SPOILER ALERT! Başlıyoruz; İlk kitabın ismi Aylaklar Arsızlar Aşıklar (bildiğiniz üzere) ve bu kitapta evrenin tanıtımı, karakterlerin kim olduğu ve hikayeye giriş şeklinde bir kurgu okuyoruz. İlk kitabın incelemesinde bundan bir miktar bahsetmiştim; #263521895 ikinci kitabın ismi Gecenin Elleri ve kitaba ismini veren "örgütün" eylemleri sonucu kurtulan bir çok karakterin gelecekte yapacağı icraatlara hazırlığı ikinci kitapta okuyoruz. Tabi ki sadece bu örgütü ve kurtardığı karakterleri değil, bir çok yeni gelişen olayı, bir çok politik karmaşayı ve nihayetinde bu olayların hepsinin nihai amacı olan Belenağaç ormanlarını saran

Adil Öztürk

, bir kitabı okumaya başladı
Ursula K. Le Guin
8/10 · 3.964 okunma

Goingtomyway

@goingtomyway
·
Günümüz dünyasının ütopik yansıması
Kitabın incelemesini daha okurken kafamda yazmaya başlamıştım. Hatta notlar aldım küçük küçük. Ve hatta bu notları da kitabın yazarı, pek sevgili Adil Öztürk ile paylaştım. Kitabı ilk çıktığı zaman, üçleme set olarak satın alıp gelecekte bir gün okunmak üzere kitaplığıma koymuştum. Okumak bu güne kaldı malesef. O ara başka bir seri ile boğuşuyordum (ki hala bitmiş değil). Dedim hadi okuyayım da aradan çıkartayım. Sevgili Adil Öztürk e de söz vermiştim taa o zaman -okuyunca sert eleştiriler yapacağım- diye. Hadi bakalım o zaman, başlıyoruz; Üçleme serinin henüz ilk kitabını okudum ve hali hazırda söyleyebilirim ki, ikinci kitaba başlamak için elim kitaplığa doğru kayıyor. Beklediğimden daha leziz bir kitap. Çok farklı bir fantastik kurgu. Daha doğrusu, solarpunk tarzı fantastik kurgu. Şöyle açıklayayım; fantastik varlıklar, buhar ve duman çıkartan, çarklarını döndüren yapıların üzerinden uçuyor; güneş enerjisiyle çalışan bir şehirde, ilkel desen değil, gelişmiş desen o da değil, acayip bir diyarda kahveciye oturup sosyalleşirken, bir anda maceraya atılabiliyor, yanınızda barutlu silah patlarken görünmezlik büyüsü sayesinde ortalığı karıştırabiliyor, 'yazarın nasıl aklına geldi bilemiyorum' yüzen bir kaplumbağanın üzerindeki bir şehirde, aşk yaşayabiliyor, aşık olabiliyor, ertesi sabah ejderhamsı varlıklarla savaşıp bambaşka maceralara yelken açabiliyorsunuz. Tabi ki bunları siz degil, kitaptaki karakterler yapıyor. Fakat; bu karakterler öyle bizden ki, öyle bir günümüz dünyasından ki, kitapta, yazarın muhtemelen kitabı yazdığı dönem itibari ile, o kadar çok gündeme dair esinlenmeler, göndermeler, benzerlikler var. Yaşadığımız toplum, sosyal ve siyasal ilişkiler, coğrafya; pek çok şey. Bunu yazarla paylaştığım zaman, gülümseyerek "evet bu kitap biraz da günümüz dünyası ve
Ecel - Funda Özlem Şeran
7/10
·600 syf.··
Beğendi
·
2024 12. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 22 Ekim 2024 11:15
Benim için sürükleyici olsa da kişisel işler yüzünden çok geç bitirebildim. Romanın dili büyük oranda çok sade, günlük konuşma cümlelerine ve o günün popüler kültür öğelerine gereğinden fazla hatta gereksizce fazla yer verilmiş diyebilirim. Bazı paragraflarda karakterlerin yaptığı espriler için "böyle bir durum içinde bu cümle kurulur mu hiç?" Demekten kendimi alamadım. Bir diğer eleştirim, karakterlerin içinde bulundukları durum, daha doğrusu meslek hakkında neredeyse hiç bilgi ve donanımı olmaması. Ana karakterimiz sanırım 5 yıldır o mesleğin içinde olsa da kendisini hiç geliştirmemiş, cinler, büyüler vs hakkında neredeyse hiç bilgisi yok, keza daha deneyimli olan diğer karakterler için de aynısını söylemek mümkün. Kurgunun aşırı sündürülmüş olduğunu düşünüyorum. 600 sayfalık bu roman bence 300 sayfada da hiçbir önemli ayrıntı atlanmadan anlatılabilirdi. Kurgu ile çok alakasız birçok ayrıntılı çok fazla yazılmış. Yine de bütün bu ayrıntılar beni şahsen rahatsız etmedi. Sadece bir an önce sonunu okumak istediğim için 'ne gerek vardı' diye düşündüm. Alican adındaki karakterin bir noktada kişisel gelişimini tamamlayıp ekibe dahil olmasını beklerdim ama ana kurguya belki çok az bir katkı yaptıktan sonra olaydan çıktı. Şahsen bir çömez olarak Ece'nin çırağı olmasını isterdim. Romanın sonu ise tam anlamıyla harikaydı. En beğendiğim kısım son 4 bölüm oldu. Burada ise teknik bir eleştiri yapayım: son sayfalarda her kelimenin sonuna üç nokta koymanın anlamı yoktu bence. Bu üç noktanın neden kullanıldığı açıklandıktan sonra normal cümle akışında yazılabilirdi. Romanın devamı olsa okumak isteyeceğim bir kurgu. Tavsiye ederim.
EcelFunda Özlem Şeran · İthaki Yayınları · 201419 okunma
Reklam