Davis Ailesi, Louisiana’nın Breaux Bridge kasabasında yaşıyordu. Birbirini iyi tanıyan insanlarıyla, komşuluk ilişkilerinin sıkı olduğu küçük ve sakin bir kasabaydı burası. Ta ki bir gün, kasaba sakinlerinden onbeş yaşındaki altı genç kız kaybolup da ölü ya da diri olarak hiç bir yerde bulunamayınca, kasaba halkının bu huzurlu günleri de sona ermiş oldu.
Chloe Davis, bu olaylar olduğunda12 yaşındaydı. Ve hayatı, babasının küçük kasabalarındaki bu kızların kaybolmasından sorumlu olduğunun ortaya çıkmasıyla değişmişti. Babası hapse girmiş, Annesi fiziksel olarak var olsa da, psikolojik olarak kendini kaybetmişti. Komşuları ve çevrelerindeki herkes onlara sırtını dönmüş, tehditler almaya başlamışlardı. Annelerinin desteği de olmadığı için, Chloe ve abisi Cooper, tek başlarına mücadele etmek zorunda kalmışlardı bu zor durumla.
Bu olayların üzerinden geçen yirmi yılda Chloe bir psikiyatr olarak çalışıyor, kendisini çok seven nişanlısı Daniel’le evlilik hazırlıkları yapıyordu. Aynı şehirde oturan Abisi Cooper’la ara ara görüşüyor, bir bakımevinde kalan Annesini sırayla ziyaret ediyorlardı. Babaları ise hala hapisteydi. Çocukken yaşadıklarını atlatmak, hayatlarına olabildiğince sağlıklı bir şekilde devam etmek çok zor olmuştu iki kardeş için de. Medyanın ilgisi, kasaba halkının, kızını kaybeden ailelerin tepkileri, kaybolan kızları tanımaları – hatta bazılarıyla oldukça yakın olmaları, derin izler bırakmıştı psikolojilerinde. Büyüme çağlarındaki ve yetişkinlik hayatlarındaki normal ilişkileri ile karşı cinsle olan ilişkileri, bu dönemin etkileriyle şekillenmişti. Kendilerine ve çevrelerine olan güvensizlikleriyle bu konularda hep üç adım geride durarak baş edebilmişlerdi şimdiye dek. Daha önceki tecrübelerini düşününce de, Chloe’nin Daniel’la evlilik aşamasına gelen bir