Selma'nın yüz güzelliği sıradan değildi: bir ressamın fırçasıyla ya da heykeltıraşın keskisiyle ölçülüp çizilemeyecek, kopyalanamayacak bir vahiy hayaline benziyordu. Selma'nın zarafeti altın sarısı saçlarda değil, onun ruhunu saran güzel ahlakında ve saflıkta; iri gözlerinde değil, onlardan yayılan nurda; kızıl dudaklarında değil, sözlerinin tatlılığında; mermer boynunda değil, başının hafifçe öne eğilmesindeydi. Kusursuz görünüşünde de değildi, ama yerler gök arasında beyaz bir meşale gibi yanan ruhunun asaletindeydi.
Odamda beni kitaplarım bekler. Bu yeğane tesellidir. Her eşyasını ayrı ayrı ve gayet iyi tanıdığım bu odada yalnız onlar her zaman için yeni bir koku taşırlar. Her zaman söyleyecek bir çok lafları vardır.
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202555,7bin okunma
Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil... İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile... Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum. Kafamda, hiçbir şeyle değişilmesi mümkün olmayan muazzam hayaller, bana her şeylerden daha kuvvetli görünen fikirler birbirini kovalıyor...
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.