"Bir oğlum olacaktı," dediğimde Muşta'nın donduğunu hissettim ama durmadım. "Rüyalarıma geldi. Bana deli diyebilirsin, kafayı yediğime inanabilirsin ki biliyorum yedim, ben kafayı yedim. Eskiden bizim çocuklarla konuşurduk ve ben hep, ileride olacaksa bir kızım olsun, prensesim olsun diye alay ederdim. Hiç düşünmemiştim aslında, Zeliha'dan önce ben hiç yuva kurmayı, baba olmayı, ailemin olmasını düşünmemiştim. Öylesine söylenen sözlerdi. Dalgasına söylerdim. Kızım olacak, prensesim falan derdim. Allah kızdı mı bana? Allah kızdı mı bana? İlk kız evladım olsun istedim diye, kızıp oğlumu aldı mı benden? Ben Allah'ı kızdırdım mı?" Eğilip alnımı korkuluğa bastırdım ve "Oğlumu gördüm, baba," diye fısıldadım, fısıldamadım, haykırdım ama haykırışım bana çok sessiz geldi. Oysa sesimin yankısı bana yeniden ulaştığında haykırdığımı bir ben değil, herkes biliyordu. "Rüyama geldi. Ben oğlumu gördüm baba." Alnımı sertçe korkuluğa vurdum. "Ben rüyamda oğlumu gördüm baba."
Başımı birden Gurur'a çevirip, bilincim kapanmadan önce kalan son canımla, "Sen onun babasısın!" diye çığlık attım. "Onu korumak zorundasın!"
Ay da sönse, güneş de donsa, ben de ölsem, sen onu korumak zorundasın.