Çok geç fark ettim. Ve fark edene kadar ömrümden kim bilir ne çok an heba ettim. Dikkat ettikçe gördüm benim gibi ne çok insan olduğunu. Herkesin bir aferin için nelerin peşinden koştuğunu, olmadığı her bir insanın kılığına tek tek girip, ayağın hiç olmayacak pabuçlara tek tek sokup çıkardığını. Kendini yaraladığını ve sıkıştırdığını, nefesini rendelediğini ve ruhunu sıktığını.
Eninde sonunda kabul ediyorsun. Bazen olmuyor çünkü, ne yaparsan yap, olmuyor. O koskoca tabağı, öylece tezgâhta bırakıyorsun. Gelip gidip bakıyor ve nihayet yapamadığını, beceremediğini kabul ediyorsun. Sonra bir anda tuhaf bir şeyler oluyor. Aslında tam da o fizik derslerinde öğrendiğimiz gibi, düz beyaz bir ışık, senin eksiklerin ve artılarınla, kattıklarınla ve unuttuklarınla dolu tabağından geçiyor ve kırılarak rengarenk çıkıveriyor diğer tarafindan. Bir anda sen de aydınlanıyorsun. Onlarca defa düzeltilmiş, kim bilir kaç elden, kaç mutfaktan geçmiş ezbere bir tariftense, hataları ve yanıklarıyla yepyeni bir tarif görüyorsun karşında. Senin tarifin. Bu artık, senin kendi tarihin. Olduğu kadar diyorsun, ben bu kadarım, bu kadarını yaptım. Benim tabağım eski bir tarif değil, yeni bir tarih, kendi tarihim.
İçine doğan o anlık sahiplenme hissi, duyabileceğin tüm aferin'lerden daha lezzetli geliyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ulaşacak yerler hiç bitmedi ve ben her defasında kendimi aferin demeyi erteledim. Bir gün olsun kendimi takdir etmeyi düşünmedim. Nasıl olsa çalışıyor, nasıl olsa savaşıyordum. Kendimi verdiğim kıymeti hep gözle görülür becerilere, elle tutulur başarılara ve başarılardan gelen alkışlara endeksledim.
"Ezbere bir tariftense, hataları ve yanıklarıyla yepyeni bir tarif görüyorsun karşında. Senin tarifin. Bu artık, senin kendi tarihin. Olduğu kadar diyorsun, ben bu kadarım, bu kadarını yaptım. Benim tabağım eski bir tarif değil, yeni bir tarih, kendi tarihim.
İçine doğan o anlık sahiplenme hissi, duyabileceğin tüm aferin'lerden daha lezzetli geliyor."
Olamadığım ve yapamadığım her şey için kendimi suçladım. Daha erken uyanamadığım, daha çok çalışmadığım, sağdakine benzemediğim, soldakinden kısa kaldığım, önümdekinin arkasından kendimi gösteremediğim için hep kendimi azarladım. Çünkü çok çalışmak lazımdı, geceyi gündüze katıp çalışmak. Esas kazanç çok çalıştığında geliyordu insana; uğruna savaşılmamış hiçbir şey değerli değildi. Kendime hep olmam gereken uzak yerleri gösterdim, parmağımın ucuyla hep en olmayacak yerleri işaret ettim. Ulaşacak yerler hiç bitmedi ve ben her defasında kendime aferin demeyi erteledim. Bir gün olsun kendimi takdir etmeyi düşünmedim. Nasıl olsa çalışıyor, nasıl olsa savaşıyordum. Kendime verdiğim kıymeti hep gözle görülür becerilere, elle tutulur başarılara ve başkalarından gelen alkışlara endeksledim.