Kum Saati
9/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
Duygusal bir dönemime mi denk geldi, ağlayasım mı varmış bilmiyorum(:)) fakat beni çokça ve sıkça duygulandırdı, gözlerim doldu okurken. Aslında kitabın öyle aşırı dramatik bir biçimi yok, aksine oldukça pozitif bir bakış açısıyla yazılmış. Sade bir dile, basit betimlemelere sahip, kolaylıkla okunabilen bir kitap üstelik. Fakat, daha yüzeysel bir seviyede olsa da bazı güzel yerlere temas ediyor. Ölüm, yaşam, evlilik, değerler, toplumsal çöküşe karşı bireysel gelişim sorumluluğumuz gibi pek çok konu ele alınmış. Duygular ve ilişkiler de güzel işlenmiş. Pek de insan sevmem ama, tüm geçmişimi karşıma oturtup, her birinden yaptığım her bir hata için bağışlama talep edesim, hepsine 'seni affediyorum' diyesim geldi zaman zaman. 'Hayat kısa, kuşlar uçuyor' ve insan ölüyor. Belki de tam şu an, çok değer verdiğimiz ve bir sebepten görüşmediğimiz birisinin yeryüzündeki son beş dakikasının ilk saniyesi. Belki de tam şu an bunu okurken senin veya yazarken benim...:) Kimin kum saati ne zaman başlıyor, bilemiyoruz. Ama hep hatırlamamız gereken bir şey var ki, içerisinde çok ama çok az kum var. Bu sebeple birisine onu sevdiğimizi, onu bağışladığımızı, ondan içtenlikle özür diliyor oluşumuzu, onu özlediğimizi söylemek için hiçbir zaman çok erken değildir, aksine sıkça çok geç kalındığı görülür. O zaman hadi! 5 dakikan var! Kime ne söylemek istiyor da kendini uzun süredir tutuyorsan, ara onu. Söylemen gereken her şeyi söyle. Kum saatin başladı, 04:59 :) Öyle bir durumun yoksa çok şanslısın, o zaman kafan rahat, için huzurlu, aç bi Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları, başla okumaya. Faydalı ve keyifli bilinçlenmeler diliyorum.)
1000Kitap
Öğretmenim Mori'yle Salı BuluşmalarıMitch Albom · Boyner Yayınları · 20202,785 okunma
Puan vermedi·286 syf.··
2026 11. kitabı
SOLGUN ATEŞ I Solgun Ateş, John Shade adlı bir şairin 999 mısralık otobiyografik şiiri ile bu şiire komşusu Charles Kinbote tarafından yazılan alışılmadık dipnotlardan oluşan, iç içe geçmiş bir kurgusal yapıdır. Şiir, Shade'in hayatını ve kızı Hazel'ın intiharını konu alırken; Kinbote, bu mısraların aslında kendi hayali krallığı Zembla’nın ve sürgündeki Kral Charles’ın hikayesini anlattığını iddia ederek metni kendi fantezileri doğrultusunda yorumlar. Kitabın sonunda Shade, Gradus adında bir suikastçı tarafından –Kinbote’un iddiasına göre aslında kendisine yönelen bir kurşunla– öldürülür; ancak yakalanan katilin Shade ile hiçbir ilgisi olmayan sıradan bir akıl hastası olduğu ortaya çıkar. Sonuçta eser, dipnotlar aracılığıyla asıl metni (şiiri) ele geçiren "güvenilmez bir anlatıcının" narsisistik saplantılarını ve gerçeklik ile kurmaca arasındaki ontolojik çatışmayı belgeler II Solgun ateş, Nabakov’un İsmini bir Shakespeare’in dizen devşirdiği, farklı katmanlar arasından mekik dokuyan genel itibariyle karışık ve zor bir kitap. Öyle ki ilk yayınlandığında G. Steiner, “ukalaca ve sıkıcı” bir kitap diye atletmiş, D. Macdonalt ise, iyiden iyiyi “okunması mümkün olamayan bir kitap” olarak görmüştür. Fakat daha sonra üstüne hatırı sayılır çalışma yapılarak kitabın hakkı teslim edilmiştir. Bu çalışmaların da belirttiği üzere Nabakov’un en girift ve yenilikçi kitabıdır. III Peki, neden girift ve yenilikçi bir kitaptır? Öncelikle kitap, kitabın yazarının Charles Kimbote’nin önsözü ile başlayıp kitabın esas konusu olan bir şairin jhon Shade’ın 999 mısralık şiirinin çözümlenmesiyle ve arkasından bir yazın dizi oluşturulmasıyla bitmektedir. Kitap akademik taslak gibi dizayn edilen bir romandır. Daha önce de belirttiğimiz üzere kitap farklı katmanlar arasında uyanık bir okumayı
Solgun AteşVladimir Nabokov · İletişim Yayınevi · 2021268 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·293 syf.··
2026 10. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2026 07:55
Bir kadının çocukluğundan itibaren onun büyümesini, aşık olmasını, aşık olduğu adamla bir yuva kurmasını ve daha sonra da çocuklarıyla o yuvayı taçlandırmasını okuyoruz. Zaman geçiyor ve o kadın sırf kocası mutlu olsun diye kendi elleriyle eşini daha mutlu olabileceği bir hayata doğru hayallerini gerçekleştirmesi üzerine kendinden uzaklara yolluyor… Uzakta olan eşine özlemini bir şekilde halledebiliyorken bir doğum gerçekleştiriyor o kadın. Sürpriz bir şekilde ikiz bebeklere sahip oluyor. Doğum anını okurken göz yaşlarımı tutamadım. Annelik ne kadar kutsal ne kadar kutsal ne kadar kutsal bir kez daha anlıyorsunuz. İkizlerden küçük olanı ölmeye mahkumdur deniliyor o zaman… Ve o anne uyumuyor yemiyor içmiyor bebeklerini TEK başına ayakta tutmaya kendi kendine yetebiliyor. Derken… Bir hastalık bir veba… Ölüm… O kadının evladını kaybetme acısını içlerimiz parçalarcasına okuyoruz. Evlat acısı daha üzeri bir seviyede anlatılamazdı diye düşünüyorum. (Allah yaşatmasın) Uzaklarda olan koca yanında yok… Evladını mezara koymak üzereyken anca yetişebilen koca ne yapıyor biliyor musunuz? Gidiyor! Erkeklerin ceketini alıp çekebilme lüksü….. Bu kadının nasıl serpilip büyümesini okuduysak şimdi de aynı kadının çökmesini okuyoruz. Okumuyoruz. Yaşıyoruz. Adama karşı acımasız duygularla öfke duyuyorum :) Çünkü adam gene yok. “Başka kadın” var. (Yuhhhh!) Ve aldatıldığını hissetmek o kadını nasıl çarptıysa bizde o kadar öfkeleniyoruz. O hayal kırıklığını bizzat gerçekmiş gibi yaşadım. O kadın dediğim kadın işte “Agnes” Kitabın sonu güzel bitiyor ve herkesi affediyorum :) Spoiler vermek istemezdim ama inanın bir çok ayrıntıyı daha yazmadım. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim Bu kitaba sıkıcı diyenleri şiddetle kınıyorum.
Duygu ve Düşünce
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,6bin okunma
9/10
·488 syf.··
2026 4. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2026 18:46
İlk kitabın bende yarattığı heyecan o kadar büyüktü ki ders çalışmayı bir kenara bırakıp hemen ikinci kitaba başladım. Rebecca Ross beni yine kelimeleriyle içine çekmeyi başardı. İris ve Roman’ın hikayesini, aşklarını o kadar merak ediyordum ki sayfalar su gibi aktı. Elbette bazı mantık hataları yok değildi. Ama hikayenin büyüsü, atmosferi ve anlatımın güzelliği benim için o kadar ağır bastı ki bunları görmezden gelebildim. Yine de Enva’nın daha aktif olduğu bir olay örgüsü okumayı çok isterdim. Tanrıların gerçekten “tanrı” gibi hissettirmemesi, daha çok büyülü varlıklar gibi kalması benim için küçük bir hayal kırıklığıydı. Ayrıca biraz daha epik, daha yoğun savaş sahneleri görmek isterdim. O büyük çatışmaların daha çarpıcı verilmesini bekledim — bu yüzden puanımdan bir kırdım. Ama tüm bunlara rağmen… İris ve Roman. Kalbimi çalan bu iki karakter için çoğu şeyi affediyorum. Yazarın bazı şeyleri gerçekçi bırakması — özellikle ölümler ve iyileşemeyen hastalıklar — hikayeye ayrı bir derinlik katmış. Kalbim kırıldı mı? Delice evet. Ağladım mı? Evet. Ama her şeyin toz pembe bitmemesi, hikayenin gerçeklik hissini koruması benim için çok değerliydi. Sizi çok özleyeceğim İris ve Roman.
1000Kitap
Sonsuz YeminlerRebecca Ross · Olimpos Yayınları · 2025569 okunma
Masumiyetin sistematik katli: Gazâ.
8/10
·392 syf.··
2026 10. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 18:10
Kitap, Ege kıyılarında bir kasabada, insan kaçakçılığı yapan Ahad ve oğlu Gaza’nın hikayesini anlatır. Gaza, mültecilerin tutulduğu bir depoda, bir gardiyan gibi büyütülür. Babasının ona yaşattığı psikolojik ve fiziksel şiddet, Gaza'yı zamanla bir canavara, ardından bir filozofa ve nihayetinde kendi cehennemini yaratan bir adama dönüştürür. Sadece bir suç hikayesi değil, bir çocuğun, babası tarafından temsil edilen sistemin dişlileri arasında öğütülme hikayesidir. Gaza, annesinin ölümüyle zincirlerini kırana kadar bu sistemin kölesidir. Ancak özgürlüğünü kazandığında, artık elinde sadece yıkıntılar ve "daha fazla" acı kalmıştır. Kitap, insanın bir "sayı" ya da "eşya" haline getirildiği modern dünyada, vicdanın nasıl adım adım çürüdüğünü belgeleyen bir insanlık suçları günlüğüdür. Gaza bir suçlu değil, bir sonuçtu. Dokuz yaşında bir çocuğun, babası Ahad gibi bir figürün elinde insan deposu bekçiliği yapması, onun seçim şansını elinden alıyor. Ama ben onu affediyorum. Gaza’nın trajedisi, kötülüğe doğuştan yatkın olması değil; kötülüğün ona tek yaşam biçimi olarak dayatılmasıdır. O, insanlığını kaybetmeden önce çocukluğunu bir beton çukurda bırakmıştır. İyiliğin de kötülüğün de sınırı yoktur. Kitap boyunca Gaza’nın her bir "daha" deyişi, bizi bir alt seviyeye indiriyor. İnsan ruhu durağan değildir; ya yukarı ya aşağı doğru akar. Günday bu kitapta, medeniyetin ince bir cila olduğunu ve bu cila kazındığında altından çıkan "daha fazla şiddet, daha fazla güç, daha fazla nefret" arzusunun sonu olmadığını kanıtlıyor. Kitabın büyük bir bölümünün geçtiği depo sadece mültecilerin tutulduğu bir yer değil; Gaza’nın çocukluğunun gömüldüğü bir mezardı. Fiziksel olarak oradan çıksa bile, Gaza zihninde hep o deponun karanlığını taşıyor. Bir çocuğun oyun oynaması gereken yaşta,
DahaHakan Günday · Doğan Kitap · 202517,1bin okunma
“Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.”
7/10
·524 syf.··
2026 1. kitabı
·
135 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2026 11:25
Yani nasıl başlasam bilemiyorum ama bir yerden başlamak lazım sanırım. Öncelikle kitabı beğendim ama çok daha iyi olabilir miydi kesinlikle evet çünkü kitabın bazı kısımları aşırı boğucuydu. Neredeyse bir 200-300 sayfada Kemal’in ruhsal durum betimlemelerini okuduk. Hatta bazı yerleri atladığımı hatırlıyorum çünkü sürekli aynı şeylerden bahsediliyordu. Bu kısımlar da kitabı okuyamama kitaba dahil olamamama sebep oldu. Sonra acaba sadece ben mi böyle hissettim diye 1000kitaptaki diğer incelemeleri okudum neredeyse herkes bundan dert yanmış, kitabın bazı kısımlarda akmadığını söylemişler. Kesinlikle katılıyorum. Hatta kitabın son 100 sayfası o kadar güzeldi ki o kadar aktı ki 20 sayfa okuma niyetiyle oturduğum koltuktan kitabı bitirmiş bir şekilde kalktım. Sonda Kemal’in sözlerini bitirmesi ve Orhan Pamuk’un devreye girmesi falan harikaydı. Bu arada kitap devam ederken bazı sayfalarda Orhan Pamuk araya girip parantez içlerinde bir şeyler söylüyor açıkcası bunu beğenmedim. Tanzimat döneminde yazarın araya girip laf söylemesi edebi açıdan kusurlu görülürdü ve bence de öyle. Bence Orhan Pamuk kitabın aralarına girip eklemeler yapmamalıydı. Kitabın sonuna kadar Kemal’i okumalıydık ama bu kısımda Orhan Kemal’in mükemmel yazarlığına da dikkat çekmek istiyorum, o kadar başarılı bir yazar ki yazmış olduğu kitaptaki karakterlerin gerçekten yaşamış olduğuna inanıyorum, her ne kadar kendisi inkar etse de. Bence Kemal Basmacı yaşadı Füsun yaşadı. Belki başka bir adla yaşadılar bilmiyorum çünkü bu duygular bir insanın duygusu olduğunu düşünüyorum. Kurgusal karakterlerin değil. Aslında demek istediğim şu bu kitap bence bir yaşanmışlık olmadan yazılamaz duygular aşk öyle bir şekilde anlatılmış ki Orhan Pamuğun Kemal olduğunu düşündüm, herkes gibi. Ama Orhan Pamuk kitabın sonunda bunun
İnsan ve Duygular
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma