Avare dolaşıyorsun ama kalabalık artık seni sürüklemiyor, gece artık seni korumuyor. Hâlâ ve durmadan yürüyorsun, yorulmak bilmez, ölümsüz yürüyüşçü. Arıyor, bekliyorsun. Fosil şehirde avare dolaşıyorsun.
''Ama onların öldüğünü söylemekten, söylendiğini işitmekten korkmuyorlar mı?''
-Hayır, niçin korkacakmışız? Tersine yatıştırıcı geliyor bu.
''Onların tasasızlıklarını, sınırsız uçarılıklarını kanıtlıyor bu.''
-Ama ölüm tam da budur, hafif olmaktır.
Hafiflik tinine ihanet etmemek gerekir. Ondan uzaklaşırsanız hiç değişmeyen düşünce duygusu sabit bir gözaltı duygusu olur. Yine koruma işlevini sürdürür belki, ama ağırlık da yapar ''hafifçe'' kendimizi bıraktığımız çekimden daha fazla ağırlık yapamazdı. Ve biraz daha düşsek nereye düşecektik? Ya korkunç bir biçimde, suçlu olarak ağırlık yapabilseydik? Bu soru zaten bizi düşüşle cevabın içine atabilecek bir yük değil mi?