“Çalışma azmi gitgide sönmüş ve zihni verimsiz düşlerin hayal dünyasında yitip gitmişti; bu düşler merkezine daima Liebmann’ı oturtuyor ve güçsüzlüğünden dolayı yaşamında asla erişemediği binlerce biçim ve kazanımla gözünü boyuyuyordu. O da böylece ağır ağır çökmeye ve avarelik yapmaya başlamıştı. “
O kadar cılız ve çelimsizmişim ki, doktor, sağ elinin şahâdet parmağiyle orta parmağını çenemin altına geçirmiş, beni mangal maşası gibi tutmuş ve leğene sokup bu vaziyette yıkamış...
Halime bakanlar:
– Yaşamaz bu çocuk!
Demişler.
Babam da, bir erkek çocuk sahibi olduğuna dair müjdeyi, o günlerde Boğaziçi’nde oturan büyükbabama vermek için tek başına kullandığı (brek) arabasının atını çatlatırcasına sürerek Sarıyer’i boylamış. Büyükbabam o kadar sevinmiş ki, o vakarlı ve ağır başlı Hilmi Efendi Hazretleri, hemen oğluyla beraber (brek) arabasına atlayıp aynı hızla İstanbul’a dönmekte ve kendisini havaî oğluna emanet etmekte tereddüd göstermemiş..
Fakat o da bana bakıp hayıflanmış:
– Çok küçük... Yaşar mı, yaşamaz mı, Allah bilir!
İşte tam tarih:
26 MAYIS 1904 - 1320 REBİÜLEVVEL 1323