DİPÇE :
Shakespeare; yazdığı son tiyatro eseri özelliğini taşıyan "Fırtına" ile hayatı, inşa ettiği fantastik bir dünya üzerinden irdeler. Fırtına, değişimin, dönüşümün kaçınılmazlığına ve kat'iliğine dair bir metafordur.
Shakespeare'nin sözcüsü veya kendisi olduğunu düşündüğümüz Prospero, Milano dükü iken kendini sanatın ve kitaplarının büyüsüne kaptırır.Dolayısıyla ülkenin yönetiminde kardeşini de söz sahibi eder, kardeşi bu sorumluluğu kötüye kullanarak Napoli kralı ile işbirliği yapar. Prospero'ya ihanet ederek abisi ve 3 yaşındaki yeğeni Miranda'yı denizin ortasında ölüme terk eder.
Prospero okuduğu kitaplar ve simyacı ruhu sayesinde sihirli bir adaya sığınır, zamanla adadaki diğer ruhları da tesiri altına alarak adanın sahibi olur.
Aradan uzun yıllar geçtikten sonra büyülü adasına Napoli kralı ve kardeşini getirerek intikam alır.
Bu intikam isteği, kötülükten ziyade herkesin kendi vicdanıyla ve hatalarıyla yüzleşmesine yönelik bir eylemdir.
Eserde önemli diğer bir karakter ise Caliban'dır.
Annesi Cezayirli bir cadı olan Caliban, Prospero'nun kendisine konuşmayı ve yaşamayı öğrettiği bir cadıdır. Caliban, Prospero'nun kızına kötülük etmek isteyince, Prospero tarafından cezalandırılır ve onun hizmetkarı olur.
Caliban karakteri nedeniyle esere farklı bir bakış açısı yüklenir.
Prospero, her ne kadar içinde kin tutmayan ve farkındalığı yüksek biri olsa da, adanın yerlisi olan Caliban'a kendi büyüsünü dayatmış, bir nevi onun mekanına yerleşmiştir.
Herkesi affettiği ve özgür bıraktığı adada Caliban'nın kötü talihini dönüştürmeyen Prospero'nun bu davranışı ötekiye olan bakışın, sömürge anlayışının kolaylıkla değişmeyeceği fikrini destekler niteliktedir. Dönemin koşulları düşünüldüğünde bu husus eserin adeta kıymığıdır.
Eserin sonunda Prospero( belki