İnsan hayatı boyunca birçok yer arıyordu.
Kimi bir şehirde bulacağını sanıyordu huzuru.
Kimi bir insanda.
Kimi büyük başarıların sonunda.
Kimi de yıllarca kurduğu hayaller gerçekleşince.
Herkes bir yere varmaya çalışıyordu.
Sanki hayat, ulaşılması gereken bir durakmış gibi…
Sanki insan, olduğu haliyle yeterli değilmiş gibi…
Sanki biraz daha başarılı olursa, biraz daha güzel görünürse, biraz daha güçlü durursa, biraz daha sevilirse sonunda hak ettiği huzura kavuşacakmış gibi…
Oysa kimsenin fark etmediği bir şey vardı:
İnsan bazen bütün ömrünü kendisinden uzaklaşarak geçiriyordu.
Bunun farkına vardığında yirmi sekiz yaşındaydı.
Ama hikâye yirmi sekiz yaşında başlamıyordu.
Çok daha önce başlamıştı.
İlk kez çocukken bir öğretmeni ona:
“Daha düzenli olmalısın.” dediğinde…
Sonra başka biri:
“Daha uslu ol.”