"Gözlerin deredeydi hep. Dere bırakmaz, dedim. Ses verdi dudakların... Öyle mi?
Yedi kollu dere, zamanında yedi belikli bir kızmış. Babası da inat bir adammış. Ne kızını isteyene verir ne kızına gönlün var mı, diye sorarmış! Kızı görenin aklı başından gidermiş. Saçları bir kement olur da bırakmazmış. Bir gün bir bey oğlu avlanırken bir kuşun peşinden buraya gelmiş. Kızı görmüş, aklı da gönlü de esir olmuş. Kız da sevmiş oğlanı ama babası olmaz deyince, olmamış! Oğlanın anası babası aracılar koymuş, altınlar inciler dökmüş. Ne kızı alıp düğün edebilmişler ne oğullarını alıp gidebilmişler. Oğlan aşkından delirmiş, fırtınalı bir gün kendini denize atmış. Kız beliklerini kesip yedi yana fırlatmış. Ağlaya ağlaya 'su olsam, sana varsam' derken oracıkta can vermiş. Kızın gözlerinden yaşlar aka aka aha şu dere olmuş. Yedi belik, yedi kol.."