ONCELIKLE SUAN MUTLULUKTAN VE SOKTAN AGLIYORUM O KADAR GUZEL BITTI KI. Bir yandan sonu bana en sevdigim film I Originsden bi seyler hissettirdi..
Birdie'nin buyumesi beni o kadar duygulandirdi ki onun kucuk halini ve Sadie'ye yazdigi seyler asiri tatli seylerdi. Kitaplarda karakterlerin kucuk ve buyuk hallerini okumak en sevdigim olaylardan biri.
Sadie ve Sebastian'in iliskileri de heyecanliydi
Tesaduf olmasi biraz sacma olabilirdi bu yuzden yazarin bagladigi seyler benim bayagi hosuma gitti. Belki de Amanda olecegini hissederek birakmak istedi. Sadie cok olgun bir kadin ve bazi yaptigi hareketlerde tam olarak gercekten bir karakter icindeymisim gibi hissetirdi. Sebastian'in saygi duymasi da guzel bir hareketti. Neyse kitabin sonu cok cok cok guzeldi 🩵 Sonsuz Mutluluklar
charlie ayni ben agliyorum dunyanin en masum insani cok uzuluyom valla bence sonunda oldu cubku algernonla ayni kadere sahipler neyse cok uzucu kitapti :(((
Jean-Louis Fournier, Dul kitabında eşinin ölümünün ardından tuttuğu yası anlatıyor. Ama bildiğimiz, bizi ağlatmak için yazılmış o kitaplardan değil bu.
♡
"Ben ağlamadım. Bilmiyorum. Sadece küçük mutsuzluklar için ağlıyorum, büyüklere ağlamıyorum."
♡
Fournier, ölüm gibi bir acıyı bile ironik bir dille anlatabiliyor. Kitap kısa metinlerden oluşuyor, bir insanı kaybetmenin ve geride kalan olmanın o tuhaf, suçluluk dolu hissini oldukça yalın bir dille anlatıyor.
♡
Bir oturuşta biten ama etkisi uzun süre kalan cinsten.
♡
"Devamlı akan su durduğunda serinliği özlenir, yanan ışık söndüğünde aydınlık özlenir ve insan karısını kaybettiğinde de onu ne kadar çok sevdiğini anlar. Anlayabilmek için en kötüsünü başa gelmesini beklemek ne acı. Neden mutluluğu, ancak çekip giderken çıkardığı sesle tanıyabiliyoruz?"
♡
Jean-Louis FournierDul
DulJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 20256,7bin okunma
O sonun habercisi 3. Kitapta gerçekleşirse ağlarım, şimdi bile kan ağlıyorum, anksiyetem tuttu... Acilen mutlu sona ihtiyacım var ama o olay gerçekleşmeden olmasına ihtiyacım var... Kitt'i hiç sevmedim ilk kitaptan beri ama şuan Kai'ye de aşırı derece sinirliyim, nasıl yaparsın ya bir anda kabullenip nasıl geri çekilirsin
RecklessLauren Roberts · Beta Byou Yayınları · 2025460 okunma
Bu kitabı nasıl anlatacağımı inanın hiç bilmiyorum. Ne desem sanki az kalacakmış gibi...
Sonu iyi mi bitti, kötü mü bitti... Bilmiyorum... Ama kime göre neye göre diye soruyor insan.
Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap. Öncelikle bunu söyleyerek başlayayım. Çünkü geçmişte yaşanılan gerçek bir hayatı ele alan bu kitaba hiçbir zaman geçmişi anlatıyor diyemeyiz. Çünkü bu kitapta geçenlerle şu zamanda bile karşılaşabiliriz. Ama farklar var tabi ve belki bu zamanki daha tehlikeli... Şimdi diyeceksiniz ne diyor, neyden bahsediyor bu kız; belki anlaşılmayacak bir şekilde yazmışımdır, bilmiyorum...
Ama şöyle açıklamak isterim;
28 Şubat dönemi... Bazılarımızın çok iyi bildiği bazılarımızın da ilk defa duyduğu bir ifade -yaşanmışlık-. O zamanda tesettürlü olanlar gerçekten tesettürlerinin hakkını veriyorlardı. Biliyorlardı başlarında ayet taşıdıklarını ve bunun farkındalığıyla her türlü dayatmaya karşı dimdik duruyorlar. Ama şimdi... Belki de bu yüzden bu kitabı kesinlikle herkesin okuması lazım, özellikle de tesettürlü -başı kapalı-, tesettüre girmek isteyenler ve bunu düşünenler okumalı. Çünkü...
Hani dedim ya o dönemde insanlar farkındaydı ama şimdi çoğu kişi farkında değil o başındaki örtüyü niye taktığının... O yüzden sadece başı kapalı gençler var bu kadar çok. O yüzden genç kızlarımızın arasında açılma oranı bu kadar yüksek. Hadi kapalı insanları geçtim açık insanlar bile farklı bu asırda... Farkında mısınız bilmiyorum ama herkes birbirine benziyor... Sanki hepsi de kodlanmış gibi, herkes aynı saç stili, yüzler bile benzer, özellikle de kıyafetler... Neyse bu konu buranın konusu değil o yüzden burada bırakıyorum.
Şimdiki zamanın gençlerine bir şey lazım. Öyle bir şey olmalı ki bu, herkesin gözünü açmalı; gerçeği görmelerini sağlamalı... Ama... Gerçeği görmek
"Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş bir baltadır… Eğer okuduğumuz bir kitap bizi
kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?" ~Franz
Kafka
Bu kitap okumaya zahmet edilebilecek bir kitap mı? Kesinlikle evet. Hepimizin kitap okurken
farklı amaçları vardır. Kimimiz güzel bir cümlenin altını çizmek için okur. Kimimiz ise bilgi
gereksinimini karşılamak için okur. Kehribar Geçidi bu iki özelliği de içerisinde bulunduruyor.
Olay örgüsünü canlı tutarak okuru da canlı tutmuş oluyor. "Öyle ölüler var ki öldüğünün
farkında değildir."(sayfa 17) Siz bu sıfat içerisinde yer almamış oluyorsunuz. Kendinizi o
kadar kaptırıyorsunuz ki okumaya, kelimeleri sanki siz söylüyormuşsunuz gibi geliyor. Bazı
cümlelerle ağlıyorsunuz bazı cümleler ile gülüyorsunuz. "Bunları yazarken genellikle
gülümsüyorum nadiren ağlıyorum. Bunları okuyacak kişinin benimle aynı yerlerde gülüp
ağlamasını temenni ediyorum."(sayfa 86) Temennisini gerçekleştiren Nazan Bekiroğlu ve biz
okurlar arasındaki o ince bağı iliklerinize kadar hissediyorsunuz. "An gelir duyguya da
kelimeye de doyduğunu zanneder insan."(sayfa 85) Ama o an bu kitapta yer almıyor. Her
zaman yeni bir duyguya, yeni bir kelimeye aç oluyorsunuz. "Acaba" kelimesi yiyor içinizi ve
kitabın içinde hapsolmuş bir şekilde buluyorsunuz kendinizi. Bir parça buluyorsunuz
kendinizden. Kitabı okudukça keşfediyorsunuz içinizi. Ben kendimi Naso olarak gördüm.
Naso okuma yazmaya bilmiyor ama avukat olmak istiyordu. Ve yazıya sürekli sitem
ediyordu. Bense matematik yapamıyor lâkin savcı olmak istiyordum. Ve sürekli "Matematik
ile hukukun ne alakası var, ne işime yarayacak hayatımda?" gibi sitemlerde bulunuyorum.
Naso ve Nisa, ismimiz dahi birbirine çok benziyor. Eğer MS 300'lü yıllarda bulunsaymışım
Naso olarak ben