Mizah ve üslup yönünden kaliteli bir eser. Teknikte halk edebiyatımız temel alındığı için bilinçli olarak psikolojik tahlile, zaman ve mekan tasvirlerine yer verilmemiş. Köyden şehre göç eden bir ailenin başından geçen olaylar silsilesi. Genelde kitapta Dirmit'in ideolojik yönden ailesinden ayrılışı ve ideolojik olarak aydınlanması işlendiği söyleniyor. Ancak romanda ideolojik açıdan belli bir bilinçli sorgulama sonucu bir tercih yok. İdeolojik görüş anlatıcı yazarın mizahında gizli. Çatışma daha çok içe dönük bireysel yaşantının toplumsal yargıların baskısı altında yaşanamayışı üzerine kurulu gibi.
Kitapta gerçekten beğendiğim tekniklerin sadece iki tanesine örnek vereyim. Biri, yazar okurda uyandırmak istediği kanaati kendi yorumuyla yapmıyor. Misal romanda Atiye'nin diğer aile bireylerine sonunu "iyi gelmezmiş" diye bitirdiği nasihat cümleleri var. Romanın sonunda Atiye öte dünyaya göçtüğünde "benim gibi içi yaralı bir kadını dövmek zebanilere iyi gelmezmiş" diyerek zebanilere de akıl vermeye girişiyor. Bizde de o sırada, söz gelimi öte dünyadan aldığı kaideleri öte dünyanın varlıklarına bildirdiğinde, bu verilen akılların menfaat kaynaklı birer hurafe olduğu kanaati uyanıyor. Diğeri de yazarın iç monolog kullanmamak için yaptığını düşündüğüm karakteri nesnelerle konuşturma tekniği. Çünkü Dirmit kuşkuş otu, tulumba, rüzgar ile konuşurken zaten sorduğu soruya mukabil olarak kendi kendine vereceği cevapları alıyor.
Kitabın son sayfasındaki bir cümle kitabın yazılış amacını cerh ediyor: "Meğer, bir cadı kazanı gibi kaynayan kafamın biricik ihtiyacı böyle bir dize yaslanmaktan ibaretmiş."
1. Olay örgüsünün bir günlükten parçalar okuma şeklinde başlatılması kitabın sürükleyiciliğine zeval getirmiş. Giriş bölümünün bu insicamı olmayan paragraflardan oluşması kitaptan soğumaya neden