“Yüreğim taştan değil. Taş bazen kırılıp parçalanabilir. Şeklini yitirebilir. Ama insanın ruhu parçalanmaz. O şekli olmayan şeyi, iyi de olsa kötü de olsa, sonsuza dek birbirimize aktarabiliriz. Tanrı’nın bütün çocukları dans eder.”
Seven insanlar birbirinin zehrini alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. Böylesi daha gerçek, daha insaniydi. Sartre’ın, “Başkaları cehennemdir,” sözüyle de çelişmiyordu bu; çünkü yaşamınız boyunca size değenlerin bazıları cehennemi yaşatır —ayazda titreti̇r, demir parmaklıkların ardında çürütür— bazılarıysa cenneti sunar; sıcacık bir kucakla sarar, masum bir gülüşle hayata döndürür.
Bazı anlarda cesaretim kırılıveriyor. Bir uçurtmaya, gözlerimi ayırmadan uzunca bir süre bakabilecek cesareti bile bulamıyorum kendimde. Uçurtmanın dengesi bozulacak, kuyruğu dolanacak ya da ipi kopacak gibi geliyor.
Bir şeyler iyi gitmediğinde ve tüm bunlar üst üste geldiğinde, insan, bundan böyle yaşananların ve yaşanması muhtemel olanların kötülükten başka bir şey getirmeyeceği hissine kapılıyor. Bir adım sonrasında toprağın ayaklarının altından kayıp gideceğini düşünmek gibi bir his bu. Her adımı boşluğa atmak gibi.
İnsanın alınyazısına sonradan çirkin bir el yazısıyla eklenmiş uğursuz cümleler gibi. Şeytanın kirli elleriyle hayatımıza dokunabilme uğraşısı gibi.