§on kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın
Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım
§aadeti her yerde aradım ama sadece
elimde bir kitapla kuytu köşede buldum.
boxd.it/btKJT
Hayatımın anlamını bilmeliyim, ancak sadece sonsuzun bir parçası olduğumu söylemek ona herhangi bir anlam vermemekle kalmıyor, mümkün olan tüm diğer anlamları da yok ediyor.
Bazen benim gördüklerimi ölüm anını yaşayanların da gördüğünü düşünüyordum. Istırap, telaş, korku, yaşama arzusu kalmamıştı bende. Uzaktan yayılan inançlarla kendimi telkin ediyor ve kendime has bir huzur duyuyordum. Beni teselli eden tek şey, ölümden sonra yok olma ümidiydi. Orada yeniden hayata gelme düşüncesi, beni korkutuyor ve yoruyordu. Daha içinde yaşadığım dünyaya bile alışamamışken, başka bir dünya benim ne işime yarardı ki? Bu dünyanın bana göre olmadığını hissediyordum. Burası bir avuç hayasız, yüzsüz, dilenci fıtratlı, ukala, kabadayı ve gözü gönlü aç insanın yeriydi. Burası yaratılış olarak dünyaya uyumlu, yeryüzü ve gökyüzünün güçleri karşısında kasap dükkanının önünde bir leş parçası için kuyruk sallayan aç köpek gibi dilenip dalkavukluk yapanların yeriydi. Yeniden hayata gelme düşüncesi beni korkutuyor ve yoruyordu. Hayır, bu mide bulandırıcı ve uğursuz adamları görmeye ihtiyacım yoktu. Tanrı o kadar sonradan görme miydi ki, kendi dünyasını benim gözüme soksun? Ama, ne yalan söyleyeyim, yeniden dünyaya gelip yaşamam gerekiyorsa hislerimin ve düşüncelerimin uyuşmasını ve ağırlaşmasını isterdim. O zaman zahmetsizce nefes alabilir ve yorgunluk hissetmeden bir Lingam mabedinin sütunlarının gölgesinde kendi başıma yaşayabilir ve güneş gözümü almayacak biçimde, insanların sözleri ve hayat sesleri de kulağımı tırmalamadan dolaşıp dururdum.
Ne dipdiri olduğumu, ne de ölmüş olduğumu hissediyordum, bu korkunç bir şeydi. Öyle bir canlı cenazeydim ki, ne dirilerin dünyasıyla bir bağım vardı, ne de ölümün unutulmuşluğundan ve huzurundan istifade ediyordum.