Genç teğmen Drogo'nun hiçliğin ortasında,adı zihinlerde kaybolmuş Bastiani Kalesi'ne tayin edilmesiyle başlıyor hikaye.Adına Tatar Çölü denilen bu nokta gözlerden ırak bu mekan ışıltılı hayalleri zihnini süsleyen ruhları,rutin bir çaresizliğin içinde yok etmeyi sürdürürken bir sonraki kurban Drogo da kaleye giden merdivenleri bir bir çıkıyor.Birkaç aylık bir ilk görev olarak çıktığı bu yol,onu saçlarına aklar düşene değin onu kalenin duvarlarına sımsıkı bağlıyor.Aslında temel anlamda bu mantıkla başlayan ve tüm kitap boyunca bu kurgu üzerinde giden hikaye bende okurken hiç de öyle hissettirmedi.Okurken ben Drogo'ydum.Kendi hayatımda umuda,bazen hiç de gerçekleşmeyecek olanların umuduna,bir parça gerçekliğine tutunan,yalnız kalıp yalpaladığım yollarda bir tek onlara tutunan,gücü,devam etme ve ilerleyebilme gücünü onlarda bulan Drogo'ydum.
Hayatımda Bastiani Kalelerim vardı.Bazıları beni korkutuyordu ama onları geçip ilerlemenin kolay olduğunu yıllar sonra anlıyordum,bazılarıysa gözümde küçük görünüp Kaf Dağı'nın arkasından bana gülümseyenlerdi,onları geçemiyordum,onları kabulleniyor ve hayatıma devam etmeye çalışıyordum.Ve bazıları.Benim bazı Bastiani Kalelerim alışkanlıktı.Hayatıma kök salmış olaylar,yaşanmışlıklar ve kalbime iyi gelmeyen kişilerdi ama onlar alışknlıktı ve köklerini koparırsam var olamıyordum,onlarla devam ediyordm.Her bir kökleri canımı daha çok yakıyordu ama onlar olmazsa ayakta kalamazdım.
Kitaptaki yalnız Drogo'ydum kimi zaman.Yıllar boyunca anlaşılmayı beklemiş ve bunun için kimi zaman haykırmış,kimi zaman karanlık köşelerde sessizliğe bürünerek beklemiş.Hep aramış ve olmayanın beklentisine tutunmuş.Yine de tutunmuş ve beklemiş.
Bazen de o gerçek anın o mucizevi anın bekçisiydim onun gibi.Ömrüm boyu bekliyordum.Ölümsüzleştirmem gereken o