“Bu kadar zaman yetiyor ona güvenmem için.
Çünkü sevdim ve ben kalbiyle yaşayanlar zümresindeyim.”
Tebriz'li bir halı tacirinin deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra diyor kitabın arka kapağında karakterler için.Balkan Savaşı yıllarının birbirine sürüklediği iki hayat ve o ırmakların kavuşma serüvenini izleyen,izleyip de sesini duyuramayan,duyurmaya çalışsa da o resim karelerinde kaybolan bir kadının,bir torunun hikayesi bu.Belki sadece o kadının belki de bu iki karakterin.Nazan Bekiroğlu'nun eserleri öyle ki kitaptaki her karakter bir anlığına öykünün içinde ana karakter konumuna geliveriyor,siz onu izliyorsunuz o kendini anlatıyor cümlelerinde.
Bense bu eserde pek çok karakter tanıdım.Fedakarlığı tanıdım Büyükhanım'ın satırlarında,Mirza Han'ın satırlarında bastıramadığı hırçın duygularının ardında yatan baba şefkatini,Sofya da safi bir aşkı,Azam'da da bir kaybolma arzusunu,İsmail'in gerçeklerinin arkasında sakladığı ve sabırla büyütttüğü hayallerini,Settarhan da yeni başlangıçlara dair duyduğu umutların aslında kendisini nereye götürdüğünü bilmediği o meçhul karmaşayı okudum,Zehra da uzun bir yolculuğun onda yeşerttiği genç bir kadın suretini.
Yıllardır gelmeyen ve aslında geleceği anı özenle seçen bir mektupla başlıyor kitabımız.Tam da roman gibi diyor ellerinde zarfı tutarken,tam da roman gibi ya dalıp gidiyoruz onun serüvenine.Yollar,insanları,resimler,yılları kovalıyor ve biz bir bir karakterleri,yaşananları öğreniyor ve bu uzun yolculuğun sonunda bu iki hayatın kesişme noktasını sabırsızlıkla öğrenmeyi bekliyoruz.
Sanki bu onca savaş,bu uzun yolculuklar,acılı bekleyişler,yitip gitmeler,kendini kaybedişler ve yeniden buluşlar sadece o nihai buluşma anı için olmuş derken buluyorsunuz kendinizi.Dile kolay Tebriz'i,Taht-ı